Fehim Taştekin: Sudan’daki gelişmeleri tamamen Türkiye’ye bağlamak kolaycı bir yaklaşım

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın dostu Sudan diktatörü El Beşir uzun süren sokak protestolarının ardından askeri bir darbeyle devrildi. Erdoğan, Mursi’nin ardından bir başka arkadaşını kaybetmiş oldu.

30 yıldır iktidarda olan Beşir, yolsuzluk ve hukuksuzlukla yönettiği ülkesini yokluk ve açlığa mahkum etti. Bu açıdan Türkiye ve Erdoğan’ın seçtiği yol Sudan’ınkine benziyor açıkçası.

Fehim Taştekin ile bu hafta Sudan’daki darbeyi, Libya’daki gelişmeleri ve Amerika ile yaşanan S-400 krizini konuştuk...

Dinlemek için play tuşuna basınız.

 

Sudan’da askeri müdahale sonrası geçiş süreciyle ilgili ciddi bir belirsizlik var. Yönetimi devralan Askeri Yüksek Konsey’de 24 saat içinde yaşanan istifalar güvenlik birimleri içinde de bir güç mücadelesi olduğu izlenimi veriyor. Tabii bunu dış müdahalelere bağlayanlar da var. Burada özellikle az da olsa Batı medyasında da gördüğümüz ama asıl Türkiye’de hükümet medyasının sarıldığı senaryolar söz konusu.

İktidar cenahı “Müdahale doğrudan Türkiye’ye yapıldı” sonucunu çıkarıyor. Elbette Beşir’e yatırım yapanlar bu sürecin kaybedeni olacaktır. Ama kendi iç dinamikleriyle gelişen isyan sürecini ve müdahaleyi, sırf Sudan’ın Türkiye ile ilişkilerine bağlamak, bunun arkasında da İsrail ve ABD’nin çıkarına çalışan Körfez ekseninin olduğunu söylemek çok fazla zihin çabası gerektirmeyen kolaycı bir yaklaşım. Her şeyden önce isyanı besleyen objektif koşullar var.

Bunların da Türkiye ile hiçbir ilgisi yok. Sudan’la iyi ilişkileri olan Rusya ya da bu ülkeye bir sürü yatırım yapmış Çin de aynı durumda, onlar da ne olacağını merakla bekliyor. Ama Çin ve Rusya’da kimse bize darbe yapıldı diye bir senaryoya tenezzül etmiyor.

Herhangi bir ülkede yaşanan iktidar değişimi ittifak düzeninde yer alan ülkeleri bir şekilde etkileyebilir. Bizde ısrarla Beşir, “Türkiye’ye askeri üs vereceği için darbe oldu” deniliyor. Bir kere Erdoğan’ın bizzat kendisi Türkiye’ye liman ya da üs verileceğine dair haberleri yalanladı. Sudan yönetimi de defalarca üs vaadi olmadığını açıkladı. Bir de geçiş dönemi ve sonrasında oluşacak iktidar yapısının Türkiye’ye yaklaşımının ne olacağını bilmiyoruz. Tabi burada, dış güçlerin süreçleri etkileme çabası içinde olmadığını kast etmiyorum.

Libya’da BM çözüm planının işi zor

Libya’da Halife Hafter güçleri Trablus’u alma hamlesinde ısrar ediyor. Bu gelişme BM’nin uhdesinde diyalog konferansı ve ardından seçim takvimi ile ilgili planlamaların altını oyuyor. Bu koşullarda BM planının yürümesi zor. Libya’daki iç savaşın sona ereceğine dair iyimser bir beklenti içinde olmak mümkün değil.

Burada Libya üzerinde bahse giren yabancı güçlerin çıkar çatışması ve rekabeti de birinci dereceden etkili. Türkiye ise taraflar arasında arabulucu olma vasfını yitirdi. Çünkü çıkarlarını bir tarafı destekleyerek garanti altına almaya çalışırken çok fazla yanlışlık yaptı. BM kararlarına aykırı olarak silah sevkiyatı yaptığı suçlamalarına da içerecek şekilde Libyalılar nezdinde taraf pozisyonuna düştü.

ABD, S-400 için fatura kesmekte kararlı

Son olarak ABD Dışişleri Danışmanı John Sitilides’in yaptığı açıklamalar, Trump yönetiminin S-400’ü nasıl kırmızı çizgiye dönüştürdüğü net olarak ortaya koyuyor. Türkiye’nin “Daha önce de NATO üyeleri S-300 almıştı, sorun olmamıştı, ABD bize istediğimizi vermedi, biz bunları müttefiklerimize anlattığımızda aaa bilmiyorduk diyorlar” kabilinden izahatlarının Amerikan tarafında bir karşılığı yok.

Amerikalılar açıkça geçişte müttefiklerin Rus teknolojisi edinmiş olmasını biz S-300’ü inceleyip çözmek için tolere ettik ama S-400’ler için böyle bir şey söz konusu değil diyor. S-400’ü F-35’in potansiyel katili olarak görüyorlar. Üçüncü bir husus da ABD, bu konuda Rusya ile ciddi bir rekabet içinde.

Haliyle Türkiye’nin kırılgan ekonomik yapısını daha da sarsacak yaptırımlara gideceğini belirterek bir kararlılık sergiliyor. Yaptırımlar kesin gibi. Erdoğan da bu zor dönemde ABD ve Avrupa’dan emin olmak istiyor. Çünkü ekonomik olarak top çevirebilecekleri noktada değiller.

Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde takınacakları nihai tavır da ekonomiyi vurabilecek olası senaryolara bağlı. Bir şeylerden emin olmadan adım atmak istemiyorlar. Erdoğan ekonomiden emin olsaydı İstanbul’da defteri çoktan kendi lehlerine kapatmıştı.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.