Türkiye, Suriye'de Erdoğan’ın kibrinin ağır bir bedelini ödeyecek

Rus ve Suriye kuvvetlerinin İdlib’de 33 Türk askerini öldürmesinden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan NATO’dan karşılıklı savunma anlaşmasını yürürlüğe koymasını istedi. Ancak Türkiye’nin bu talebi alaycı ve kendi çıkarlarına hizmet ediyor. Türkiye, Rusya’nın yanında yer alarak ittifaka ihanet etti ve savaşın kızışmasına sebebiyet verdi. 

2011’de Deraa’da iç isyanların başlamasından sonra Erdoğan Müslüman Kardeşler'i kucakladı ve Esad rejimine karşı savaşan İslamcı gerillaları destekledi. Erdoğan dünya çapındaki Sünni kardeşler topluluğuna öncülük eden Mezopotamya Halifesi olarak kendisini tasavvur etmeye başladı. 

Cihatçıların zaferinin kaçınılmaz olduğunu düşünen Türkiye silah ve paranın en büyük kanalıydı. Bununla birlikte Esad güçleri de dirençliydi. 

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama rejim değişikliği sözü verdi ve kimyasal silah (CW) kullanımı ile ilgili kırmızı bir çizgi çizdi. Ancak uyarıları boştu. 21 Ağustos 2013’te Şam’ın banliyöleri Guta, Muadhamiye, Ayn Tarma ve Zamalka’da aralarında yüzlerce çocuğun da bulunduğu bin 300 kişi öldü. Obama’nın askeri müdahaleye iştahı yoktu. O kırmızı çizginin müdahale tehdidinden çok, bir uyarı olduğunu iddia etti. 

Erdoğan isyancılara verdiği desteği artırmaya ve Esad’ı devirmeye karar verdi. Türk Milli İstihbarat Teşkilatı, Şanlıurfa’dan IŞİD’in Suriye’deki başkenti Rakka’ya bir cihat otoyolu oluşturdu. Türkiye üzerinden Suriye cephesine giriş yapan yüzden fazla ülkeden kırk bin yabancı cihatçıya yardım etti. 

Çeçenler ve Güney Kafkasya’dan diğer İslamcıların varlığı Rusya’yı derinden rahatsız etti. Gelişmeler, Rusya’nın Akdeniz’deki sıcak limanları Lazkiye ve Tartus üsleri için büyük bir risk teşkil ediyordu. Ayrıca İsrail’e saldırması için Hizbullah’a gerekli gelişmiş füzeleri sağlayan İran’ın, Irak-Suriye koridorunu da tehdit ediyordu. 

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Lideri Kasım Süleymani, Moskova’da Putin ile görüştü. Türkiye destekli isyancılar Şam’a doğru ilerlerken, Süleymani isyancıların pozisyonlarının haritasını önüne serdi. Rus evsahiplerinin çekincelerine rağmen o ‘Her şey henüz bitmedi’ diyerek güvence verdi. 

Rus ve İranlı yetkililer Esad’ı kurtarmak için bir plan üzerinde anlaştı. İran Devrim Muhafızları ve diğer Şii milis güçler sahada Sünni isyancılarla savaşacaktı. Rusya ise hava desteği sağlayacaktı. 

Rusya BM Genel Kurulu’nun 28 Eylül 2015’teki oturumunda askeri müdahalesini duyurdu. Türkiye ve Rusya karşı cephelerdeydi. Türkiye rejim değişikliğini desteklemek için muhaliflere silah yardımında bulunurken, Rusya rejimin yanında yer aldı. 

Bir Rus Sukhoi-24 savaş uçağının Türk F-16’sı tarafından Suriye hava sahasında düşürülmesiyle Türk-Rus ilişkileri çöktü. Türkiye bu arada ABD ile de ayrı düştü. Erdoğan’ın 15 Temmuz’daki sözde darbede Washington’ın da parmağı olduğunu öne sürmesiyle büyük iki ülke ilişkileri büyük bir düşüş yaşadı. Pragmatik olan Erdoğan Putin’e yanaştı ve Suriye üzerinde bir ittifak oluşturdu.  

Ocak 2017’deki Astana Süreci olarak adlandırılan paralel bir diplomasi ile Türkiye Rusya’ya katıldı. Astana Süreci’nde BM marjinalleştirildi ve ABD dışlandı. 

Putin başka yöne bakmayı kabul ederken Türkiye destekli cihatçılar ve Türk ordusu, Erdoğan’ın gerçek teröristler olarak adlandırdığı Suriye Kürtlerini hedef aldı. 

Türkiye Ocak 2018’de Afrin’i işgal etti. Operasyonun ismi alaycı bir şekilde Zeytin Dalı olarak kondu ve yüzlerce Kürt öldürülürken, yaklaşık çeyrek milyon insan da yerlerinden edildi. Rusya, Fırat’ın batısındaki hava sahasını kontrol ediyordu ve Türkiye’nin suç ortağıydı. 

Türkiye bu kez de Ekim 2019’da Fırat’ın doğusundaki Kürt topraklarını işgal etti. Yüzlerce insan öldürüldü ve aralarında Kürt, Ermeni ve Suriyeli Hıristiyan’ın da bulunduğu binlerce insan yine yerlerinden edildi. Türkiye’nin cihatçı vekilleri kadın savaşçıların bedenlerini yaralayarak vahşet işlediler. 

Erdoğan, isyancıların son kalesi İdlib’e saldırmaması için Putin’i ikna etmeye çalıştı. Erdoğan’ın talebine rağmen Rusya hava desteğiyle Suriye kara birlikleri saldırılarını yoğunlaştırdı ve 900 binden fazla insanı yerlerinden etti. Türkiye sınırlarını kapatarak yerlerinden edilen Suriyelilere kaçacak bir yer bırakmadı. 

Türkiye şu anda kendisini Rusya ve Suriye’nin eylemlerinin kurbanı olarak gösteriyor, aslında bir saldırgan. 

Türkiye ile Rusya arasında yaşanan son çatışma Erdoğan’ın yanlış düşünülmüş meydan okumalarının bir sonucudur. Rusya ve Suriye’nin İdlib’de duracaklarını düşünmek stratejik bir hesap hatasıdır. 

Erdoğan şimdi de NATO’nun sürece dahil olmasını istiyor. NATO’nun beşinci maddesine göre bir NATO üyesine yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyor. 

Ancak Erdoğan’ın talebini kimse duymadı. İkiyüzlülüğüne ek olarak Erdoğan’ın Amerikan karşıtı, Avrupa karşıtı ve NATO karşıtı pozisyonları Batı’yı derinden etkiledi. 

Tabi ki bir can kaybı üzüntü vericidir. Ancak Erdoğan’ın eylemleri Türkiye’yi zora soktuğunda Türklerle saf tutmak zor. 

Türkiye cihatçılara yardım ederek iç savaşı tetikledi. Savaş devam ettiği zaman ve milyonlarca mülteci Türkiye’ye gittiğinde yarattığı mülteci krizini yönetebilmek için Avrupa Birliği’nden zorla para aldı. Türkiye Astana Süreci’ne dahil olarak BM’yi hor gördü, Rus silahlarına da üç milyar dolar harcayarak ABD’ye sırtını döndü. 

ABD, Suriye’de askeri bir rol almaktan uzak durdu. Yıllar önce müdahale ile Suriyelilerin hayatını kurtarmak mümkünken bu fırsatı kaçırdı. 

İdlib’de yürek burkan inan hikayelerine rağmen Trump yönetiminin de askeri bir müdahalesi pek mümkün görünmüyor. Türkiye, Erdoğan’ın kibri ve kötü muhakemesinin ağır bir bedelini ödeyecek. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.