İktidar içeride ve dışarıda tel tel dökülürken, Bahçeli’nin can simidi de yetmiyor

Hem korona salgınında hem de ekonomide, döviz kurlarının yükselişinde kontrolü kaybeden Erdoğan hükümeti, dış politikada da art arda yaşanan gelişmelerle mevzi kaybediyor.

Hazreti Ali Camiinde Cuma namazı çıkışı haftalık olağan basın açıklamasını gerçekleştiren Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan; “Ne yazık ki uyarılarımıza halkımız ciddi manada dikkat etmedi. Mecburen şimdi tekrar işi sıkmak zorundayız. Dikkat edilen illerde vaka sayılarının düştüğünü gördük. Biz biraz gevşetince bu defa da başta Ankara, İstanbul olmak üzere bir anda vaka sayılarının yükselmeye başladığını gördük. Mecburen şimdi tekrar işi sıkmak zorundayız” dedi.

Salgın önlemleriyle ilgili olarak haziran ayında geçilen normalleşmeden şimdi tekrar sıkılaştırmaya doğru geri atılacak adımların ekonomide sınırlı ve kısmi bir kapanmaya yönelmesi halinde Türkiye ekonomisinin bunu kaldıracak takati yok. 

Kamu bankalarına dağıttırılan düşük faizli kredilerde de sınıra dayanılınca, iki ayda kampanyalar sona erdirildi. Yüzde 0,64’e düşürülen konut kredisi faizleri yeniden aylık yüzde 1-1,5 aralığına yükseldi. Ticari kredi faizlerinde ise yıllık çift hanelere yüzde 16-18 seviyelerine ulaşıldı. 

Buna karşılık dövizde dolar ve Euro için konulan tüm sınırlar art arda aşılıyor. Bir ay öncesine kadar 7 TL sınırında tutulmaya çalışılan dolar kuru 7,5 TL’nin, Euro 8,5 TL’nin üzerine çıkarken ne Cumhurbaşkanından, ne Hazine ve Maliye Bakanından ne de Merkez Bankası başkanından ses seda çıkmıyor. 

24 Haziran 2018 seçimlerinde döviz ve faiz konusunda ‘Verin bu kardeşinize yetkiyi, dolarla, faizle nasıl mücadele ediliyormuş görün’ diyen Erdoğan, miting meydanlarında ‘Onların doları varsa bizim Allah’ımız var’ diyordu. 

Nitekim, Gelecek Partisi’ni kurarak AKP’den ayrılan, AKP Eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu Erdoğan’a bu sözlerini hatırlatıp din istismarı ve dini konularda hamasetin çok tehlikeli olduğu uyarısında bulundu. Davutoğlu, Erdoğan’a şunları söyledi; 

"Hamaset her alanda tehlikelidir ama en çok da dini alanda tehlikelidir. Şimdi dolar o günlerdeki seviyenin üzerinde çıktı. Rabbimizin yüce mağfiretine sığınarak ve bir daha böyle vahim bir hata yapılmaması için, yüreğim titreyerek uyarmak maksadıyla söylüyorum; Hâşâ şimdi dolar, Allah'a karşı zafer mi kazanmış oldu? Buradan başta Cumhurbaşkanı olmak üzere herkese sesleniyorum; Kutsal kavramlarımız ve sembollerimizi böylesi süfli (aşağılık) bir şekilde siyaset alanında kullanarak yıpratmaktan artık vazgeçin. Son dönemde yapılan araştırmalardan gençlerimizin dini değerlere duyduğu saygının azalmasının en temel sebebi, sizin dini kavramlarımızı ve değerlerimizi böyle özensiz bir şekilde kullanmanız. Ve açık bir şekilde istismar aracı kılmanızdır'' dedi.

Ayrıca yasa uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından her yıl Eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar resmi gazetede yayınlanması gereken Orta Vadeli Plan (OVP) ve Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) hâlâ açıklanmış değil. 2021 bütçesinin meclise sunulabilmesi için yasal süresinde yayınlanması zorunluluk olan OVP ve OVMP’deki bu gecikme, 2021-2023 dönemi için iktidarın ekonomik hedef belirlemekte zorlandığını, ortaya konulacak makro, mikro ve mali hedeflerin inandırıcı bulunmayacağı kaygısını taşıdığını gösteriyor. 

Aynı zamanda bu durum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ile geçilen Tek Kişilik yönetim sonrasında, devletin kurumsal yapısındaki çözülmeye, koordinasyonsuzluğa, laçkalığa da işaret ediyor. O yüzden de gerek Cumhurbaşkanının gerekse ekonomi yönetiminin uygulamalarının, aldığı kararların, dile getirdiği söylemlerin inandırıcılığı ve güvenilirliği kalmıyor. 

Eş zamanlı olarak dış politikada da Ege ve Doğu Akdeniz’de arkasına ABD, Fransa ve AB’yi alan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile gerginlikler yaşayan iktidar, Libya, Suriye, Irak, İsrail, Mısır’la da artan sorunlarla karşı karşıya. Libya’da iktidarın desteklediği Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kendi içinde bölünürken, UMH Başkanı Feyiz el Sarrac istifa ettiğini, ekim sonunda görevi bırakacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Sarrac’ın istifası bizi üzmüştür’ dedi. 

İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında imzalanan anlaşmalara ‘yok hükmündedir’ diyerek tepki gösteren iktidar,  Türkiye’nin 1949’dan beri İsrail’i tanıdığı, diplomatik-siyasi-ekonomik ilişkide olmasına karşılık, bu iki ülkenin İsrail ile ilişkileri normalleştirmesini kınayarak çelişkiye düşüyor. Erdoğan yönetimi, giderek bölgede inisiyatifi kaybederek yalnızlaşıyor. 

Son olarak Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 24-25 Eylül’deki AB liderler zirvesi öncesinde Türkiye’yi Ege ve Doğu Akdeniz’de uygulamalarından ötürü suçlayan bir karar tasarısını kabul etmesi, diyaloga girmemesi halinde AB liderlerine Türkiye’ye yaptırım çağrısında bulunması, süreci yeni bir aşamaya taşıdı. 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Oruç Reis sondaj gemisinin Antalya limanına geri çekilmesini ‘gemiye bakım yapılacak, geri adım yok’ diye izah ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Çavuşoğlu’nu yalanladı. Erdoğan, “Oruç Reis'i limana çektiysek bir anlamı var. Bu anlamlı bir yaklaşımdır. Diplomasiye imkân verelim. Yunanistan bu yaklaşımımızı olumlu karşılasın bir adım atalım diye yaptık. Görüşürüz, kaçamak yapma gibi bir durum yok. Yunanistan Cumhurbaşkanı adaya (Meis) gelip gövde gösterisi yapacaksa, biz daha büyüğünü yaparız” dedi. 

Sadece bu bile en kritik konularda iktidar içindeki koordinasyonsuzluğu, bihaberliği, kurumsal zafiyetin boyutlarını ortaya koyuyor.

İktidar ortakları arasında ekonomide, dış politikada artan sorunlar yumağının gündeme gelmesini önleme, iktidara yönelik eleştirileri ve iktidarın başarısızlıklarını örtme görevini ise MHP lideri Devlet Bahçeli üstlenmiş durumda. Sorunlar arttıkça, tüm bu sorunların dışında konuları gündeme getirerek içeride yeni tartışma başlıkları açan Bahçeli kısa süre önce döviz yükselişe geçince, korona vakaları hızla artmaya başlayınca iktidara yönelik eleştiri ve tepkilerin üzerini ‘idam’ tartışması başlatarak örtmeye çalıştı. İdam tartışmalarının siyasi, ekonomik, uluslararası alandaki bedelinin ‘astarı yüzünden pahalı’ olacağı anlaşılınca bir anda gündemden düştü. 

Şimdi ise artan vaka ve vefatlar sonrası, salgın önlemlerinin yeniden sıkılaştırılması, ekonominin kısmen kapanması, yeni yasakların devreye sokulması söz konusu. Döviz kurları öngörülen limitlerinin çok üzerine çıkmış durumda. Ortada hâlâ OVP ve OVMP, ekonomik önlemler, hedefler yok. Anayasa Mahkemesi (AYM) önce şehirlerarası yollarda gösteri ve yürüyüş yasağını içeren yasayı iptal etti, ardından da Haziran ayında vekilliği düşürülen CHP’li milletvekili Enis Berberoğlu hakkındaki mahkumiyet kararını ‘hak ihlali’ gerekçesiyle ve oy birliği ile bozdu. 

AKP-MHP oylarıyla vekillikleri düşürülen HDP’li Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve CHP’li Berberoğlu için mecliste oylama yaptıran TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un o dönemde bu kararı Erdoğan’ın talimatıyla aldığı öne sürülmüştü. Şimdi AYM’nin uzun süreden beri ilk kez oy birliği ile aldığı kararla, TBMM’deki oylama ve vekilliklerin düşürülmesi ‘hukuksuz’ hale geldi.

İşte bu noktada Bahçeli yeni bir çıkışla birlikte her alanda sıkışan iktidara yeni bir ‘can simidi’ attı: Türk Tabipleri Birliği (TTB) kapatılsın!

TTB, koronayla mücadelenin şeffaf olmadığını, salgının boyutlarının gizlendiğini, sağlık çalışanları arasında pozitif vakaların ve ölümlerin hızla arttığını öne sürerek #YönetemiyorsunuzTükeniyoruz sloganı ile 17 Eylül’de ülke çapında tüm sağlık çalışanlarının katıldığı ‘siyah kurdele’ eylemi yaptı. 

TTB yönetiminin bu kararını ‘zillet’ olarak nitelendiren, TTB’yi ‘ihanet şebekesi’ diye suçlayan Bahçeli; "Türk Tabipler Birliği Korona kadar tehlikelidir, tehdit saçmaktadır. Üstelik, hükümete yönelik 'Yönetemiyorsunuz, ölüyor, tükeniyoruz' eylemi haince bir tertiptir. Çağrım şudur: Türk Tabipler Birliği, bugünkü hassas dönemde, insan ve toplum sağlığı hakkında asılsız şaibe ve şüpheleri körüklemektedir. Bu nedenle sadece adında Türk bulunan Tabipler Birliği derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır. Yöneticileriyle ilgili adli işlem yapılmalıdır” dedi.

Kamuoyunda büyük tepki yaratan Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan tartışmalar üzerine muhalefet partileri ve liderlerinden TTB’ye destek açıklamaları gelirken sosyal medyada da #İyikiTTBvar etiketiyle destek kampanyası başlatıldı. Siyasi kulislerde ise Bahçeli’nin ortaya attığı bu çağrının ardından iktidar ortaklarının Ekim ayında meclis açıldıktan sonra, Baroların bölünmesine benzer şekilde TTB’nin kapatılması ya da lağvedilmesi, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) bölünmesi, meslek odaları ve mesleki sivil toplum örgütlerine yönelik yasa düzenlemelerine gidileceği dile getiriliyor.

Ancak Bahçeli’nin işaret fişeği ile başlatılan gündem değiştirme, gerilim üretme girişimleri artık eskisi gibi sonuç vermiyor. Baroları bölme yasasına rağmen İstanbul ve Ankara’da yeni baro kurabilecek 2 bin imzaya henüz ulaşamayan AKP ve MHP’li avukatların yanı sıra, idam tartışmaları da kısa sürede söndü. Şimdi de TTB’yi hedef alan çıkışıyla aksine büyük tepki çeken Bahçeli’nin MHP’si MetroPoll araştırmanın son anketinde yüzde 10 barajının oldukça altına ve HDP ile İYİ Parti’nin de gerisine düşerek yüzde 7,5’a inmiş görünüyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.