Başağa’ya bağlı Libya Merkez Bankası Türkiye’ye desteğin faturasını ödüyor

Libya Merkez Bankası Başkanı Sadık el-Kebir, eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa ve Libya Başkanlı Konseyi Başkanı Halit el Mişri’ni Türkiye ziyaretinden sadece birkaç gün sonra Türkiye Merkez Bankası ile "belirsiz" bir mutabakat anlaşması imzalayarak Libya'da herkesi şaşırttı. 

Müslüman Kardeşler örgütü ile bağlantılı olan iki isim Başağa ile Başbakan Fayez el-Sarrac arasında büyüyen krizin ortasında Türkiye'yi ziyaret etti.

Türkiye Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, Pazartesi günü Libya Merkez Bankası ile imzalanan Mutabakat Muhtırasının merkez bankaları ile ilgili konularda aralarındaki işbirliğini geliştirmek için gerekli zeminin oluşturulmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Açıklamada, Mutabakat Muhtırası çerçevesinde, iki ülke arasında ekonomik ilişkileri geliştirecek ve mali işbirliğini artıracak faaliyetlerin başlatılmasına yönelik planlar olduğu da ifade edildi. 

Ancak çoğu Libyalı, ilan edilen anlaşmaya karşı oldukça temkinli. Birçoğu anlaşmayı, hükümete olan artan halk öfkesinden yararlanarak Serrac'a karşı bir darbe yapmaya hazırlandığından şüphelenilen Başağa'nın Türkiye’nin desteğinin bedelinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Kötü hizmetler ve kötüleşen yaşam koşulları, geçen hafta Trablus'ta ve diğer şehirlerde yolsuzluğun sona ermesi ve daha iyi hizmet ve yaşam koşulları talep eden yüzlerce Libyalıyı protesto düzenlemeye  sevk etti.

Libya'nın BAE eski büyükelçisi ve Libya Uyanış bloğunun lideri Arif el Nayedh The Arab Weekly’ye yaptığı açıklamada, “Bu belirsiz anlaşmayı, görevi askıya alınan İçişleri Bakanı Fathi Başağa'nın Fayez el Sarrac hükümetine karşı başlattığı askeri darbeyle ilişkilendiren analizler vardı. Bu analizlere göre, Kebir, Başağa ve Misrata'daki mali işler sorumluları arasındaki ittifak, Sarrac'a karşı zorbalık yapmak için Türkleri işe almaya çalışıyor gibi görünüyor ve bu anlaşma, ödemeleri gereken bedelin bir parçası" diyor.

Müslüman Kardeşler hareketi ile bağlantıları iyi bilinen Merkez Bankası eski Başkanı el kebir, 2014 yılında parlamento tarafında görevden alınmıştı. Kebir’in Başağa ile ittifakı yeni değil. İki hedefine ulaşmak için maaşları ödemediği birkaç ay öncesine dayanıyor. Birincisi Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’na karşı verilen savaşı finanse etmek ve ikincisi Başağa’nın iktidara gelmesini sağlamak için sosyal bir kriz doğurararak halk gösterilerini tetiklemekti. 

Gözlemciler, iki lider arasında aylardır devam eden gerilimin ışığında, Kebir’in Türklerle anlaşmayı imzalamadan önce Sarrac'ın onayını aldığını sanmadıklarını, bunun da anlaşmanın yasallığı konusunda güçlü şüphelere yol açtığını belirtiyor. 

Sahada ise, Fethi Başağa'ya sadık Misrata milisleri ile Fayez el-Sarrac'a bağlı Trablus milisleri arasında her an patlak verebilecek korkuların ortasında, başkent Trablus'ta günlerdir temkinli bir sükunet var.

Sarrac Cuma akşamı yayınladığı idari bir emirle, Başağa'yı İçişleri Bakanlığı görevinden uzaklaştırırken ve protestoculara karşı aşırı güç kullanma sorumluluğundan dolayı aleyhinde adli bir soruşturma açtı. Gözlemciler bu kararla sokakların öfkesini kullanarak bir darbe girişiminde bulunmak isteyen Başağa’nın yolunun kapatıldığını belirtiyor. 

Başağa resmi bir ziyaret için günlerdir bulunduğu Türkiye’den Cumartesi günü Trablus’a dönmüştü. Libya'daki Mitiga Havaalanına inen Başağa, tutuklanmasını önlemek için görünüşte kendisine sadık militanlar tarafından karşılandı. Olay, Misrata milislerinin başkent Trablus'taki varlığının önemli bir göstergesiydi ve Başağa’nın Sarrac’a nihai bir darbe vurmak için özellikle de Suriyeli paralı askerleri kampına toplaması durumunda, bunu başarma olasılığı hakkındaki spekülasyonları daha güçlendirdi.

Nayedh Pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne hitaben yazdığı mektupta Başağa'nın milislerin arkasına saklanmasını kınadı ve “400'den fazla askeri araç ve binlerce silahlı adamdan oluşan bir konvoyla başkent Trablus'a girmek, ve sonra binlerce Türk ve Suriyeli paralı askerin arasında bulunmak, onun hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiği anlamına gelmiyor. En güçlü şekilde bu durum kınanmalı ve reddedilmelidir" dedi.

Türkiye’ye atfen de Nayedh, "Libyalı olması gereken bir bakanı kendi çıkarları için başbakana karşı kullanan ülkeler kınanmalıdır" dedi.

Cumartesi günü The Arab Weekly'ye konuşan Libyalı askeri kaynaklar, Ankara'yı memnun etmek için yarışan Sarac ve Başağa arasındaki çatışmadan yararlanan başlıca gücün Türkiye olduğunu belirtiyor. Şu anda yaşananların, kısa süre önce Fransa ve İtalya'nın baskısı altında Misrata, Trablus, Zuwara ve Hums limanlarında Türk deniz üsleri kurmak için sözleşme ve anlaşmalar imzalamayı reddeden Sarrac’ı Türkiye’nin Sarraj'ı cezalandırması olarak yorumlanabileceğine işaret ediyorlar.

İtalyan basını, Misrata'daki İtalyan askeri hastanesinin, şehir limanında bir Türk deniz üssüne yer açmak için kaldırıldığını, Roma'nın Batı Libya'daki geleneksel etkisini Türkler lehine kaybettiğini öne sürüyor. 

Sarrac geçen yıl Nisan ayında Libya Ulusal Ordusu’nun başkent Trablus’u ele geçirmek için harekete geçmesinden sonra Libya'ya doğrudan Türk askeri müdahalesinin önünü açan güvenlik işbirliği ve deniz bölgelerinin sınırlandırılması alanlarında Ankara ile iki mutabakat zaptı imzalamıştı. 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.