Kovid-19: Son krizden çıkarılan dersler

Kovid-19 krizinin oynayacağı rol konusunda çok şey bilinmiyor, ancak kesin olan bir şey var. 2020 koronavirüs yılı olarak tarihe geçecek. Tıpkı 2001'in 9/11 ve 2008’in küresel finansal çöküşle ​​hatırlanması gibi. Türkiye ve uluslararası toplumun büyük bir kısmı için yakın geçmişte bazı dersler olabilir.

Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca, Fransa'dan ABD'ye ve Türkiye'ye kadar dünyanın dört bir yanındaki ülkeler aşağı yukarı aynı önlemleri aldı. Kapsamlı tecritler uyguladılar, restoranlar, barlar, kafeler, okullar ve üniversiteler de dâhil olmak üzere halka açık yerleri kapattılar, seyahatleri kısıtladılar ve hatta ulusal sınırları kapattılar. Hastaneler ve diğer tıbbi kurumlar, İtalya'da görülen kâbus senaryosuna maruz kalmayacağı umuduyla, akut vakaların artmasıyla başa çıkmak için hazırlanıyor. Varlığını bize verilmiş bir hak gibi gördüğümüz birbirine bağlı dünya gözlerimizin önünde parçalara ayrılıyor.

Liderler “hepimiz bu olayda birlikteyiz” dediğinde, aslında küresel halklardan ziyade kendi ulusal seçmenleriyle konuşuyorlar. Unutmayın ki hükümetlerin hesaba katmak zorunda oldukları, Çin'deki bir şehirden gezegenin hemen hemen her köşesine hızla yayılan yeni bir virüs tehdidi, özünde ulusötesi bir virüstür. Ancak herkes kendisi için mücadele sergiliyor. 

Böyle bir strateji yakında sınırlarını gösterecektir. Nedeni çok fazla Kovid-19 değil, ekonomik artçı sarsıntılarıdır.

2008-2009 yıllarındakine bile rakip olabilecek küresel bir resesyonun eşiğinde bulunuyoruz. Dünyanın en önemli üç pazarı olan Çin, Avrupa ve ABD'de yaşanan işe ara vermeler bu yıl büyümeye büyük zarar verecek. Goldman Sachs Avro bölgesi için öngördüğü GSYİH büyümesini yüzde 1'den -yüzde 1,7'ye indirdi. Bankaya göre, İtalya’nın GSYİH’si yüzde 3,4, Almanya’nın yüzde 1,9 ve Fransa’nın yüzde 0,9 küçülecek.

ABD’nin ise artıda kalacak ve yüzde 0,4 civarında olacak. Çin’in büyümesi ise yüzde 3 olacak, ancak standart büyümesinin çok altında kalacak. O zaman, son birkaç günde hükümetlerin birbiri ardına ulusal ekonomilerini ayakta tutmak için teşvik tedbirleri açıklamasını, borsadaki yatırımcılara ve sıradan vatandaşlara güvence vermesine şaşmamalı.

Ancak, ulusal çaptaki mali enjeksiyonlar, yaklaşmakta olan tehdide karşı koymada yetersiz kalabilir.

Uluslararası ticaret ve birbirine bağlı finansal piyasalar, sınır ötesi seyahatin virüsü bir ülkeden başka bir ülkeye hızla yayması gibi bu bulaşmayı da hızla yayabilir. İç politikada yürütülen çalışmalara yapılacak yamalarla koordineli bir işbirliği tercih edilebilir. 2008 krizinden sonra, küresel liderler sağlıklı bir piyasaya geri dönüş için bir araya geldiler.

Temel Batılı güçler ve Türkiye de dâhil olmak üzere gelişmekte olan ekonomileri bir araya getiren uluslararası bir forum olan G20 doğdu. Bugünkünün tersine ABD ve Çin her alanda bir işbirliğine gitmenin mutluluğunu yaşadılar. Ve o zamanlar Amerika’ya kazık attığını öne sürerek Avrupa Birliği ile savaşan bir Donald Trump yoktu. Uluslararası işbirliğinin yeni krizle başa çıkma umutları karanlık görünüyor.

Bu Türkiye için kötü bir haber anlamına geliyor. İlk olarak Türkiye dış ticarete, özellikle de küresel finansal piyasaya bağımlıdır. İkincisi, hükümet 2018 para krizinin aşıldığına inanmak istese bile, ekonomik temelleri iyi durumda değildir.

Mark Bentley’in de yazdığı gibi, yetkililer geleneksel olarak faiz oranlarını yükseltmek istemediklerinden dolayı lira dış şoklara karşı savunmasız durumda kalıyor. (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun süredir devam eden yüksek faizlere olan düşmanlığını hatırlayın) Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan AB'den gelen talebin azalması, hem uluslararası yatırımcılar ve hem de sıradan vatandaşların liradan kaçışıyla üst üste gelmesi çok da beklenmedik bir senaryo değil.

Hükümet önündeki sorunun farkındadır. Erdoğan, Kovid-19 krizinin tehdidi altındaki ekonomiyi kurtarmak için 100 milyar liralık (15,4 milyar dolar) bir paket açıkladı. Bu yeterli olmayabilir. Türkiye çok geçmeden Euro Bölgesi ülkeleri gibi durgunluğa girmekten kaçınmak için gereken ateş gücünden yoksun olduğunu anladı.

Türkiye’nin bu yıl yüzde üç büyüyeceği yönündeki tahminler muhtemelen gerçekleşmeyecek. Türkiye, yabancı yatırım akışı sayesinde ekonomisinin yüzde 8,5 oranında büyüdüğü 2010’daki gibi kendisini toparlayamayacak.

Erdoğan muhtemelen en kötü durum senaryosunun gerçekleşmesi durumunda kurtarma paketi için IMF’nin kapısını çalmaktan yine nefret edecek. Ondan dolayı, G20'nin hayata döndürülmesini savunmanın yanı sıra Avrupa ve ABD'nin kapısını çalması tavsiye edilecektir. Küresel bir sorun küresel çözümler gerektirir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.