Koronavirüs ve komplo teorileri: Gerçek ne?

Çin’den başlayarak dünyanın farklı ülkelerine doğru yayılma eğiliminde olan koronavirüs enfeksiyonu sonrası, DSÖ pandemi ilan etti. Hastalıktan ölenlerin sayısı giderek artıyor, sadece Shanghai ve Shenzhen piyasalarındaki kaybın 445 milyar dolar olduğu ifade ediliyor, Asya borsaları sıkıntılı, pek çok ülke Çin’le olan ticari anlaşmalarını askıya aldı, koruyucu maske temininde zorluklar yaşanmaya başladı, Çin’e yapılan pek çok uçak seferi iptal edildi…

Koronavirüs ile ilgili dünyanın pek çok merkezindeki çalışmaları izleyen Dr. Doğan Alparslan Demir önemli tespitler yapıyor. Öncelikle virüsün et, süt, yumurta vb. gıdalarla bulaştığına dair kesin veriler olmadığını belirten Demir, pişmemiş et ürünlerinin riskli olduğunun kabul edildiğini ve solunum yolu ile bulaştığını hatırlatıyor. Virüsün kuluçka süresinin, yani kişinin virüsü almasıyla hastalığın başlaması arasındaki süre 2-14 gün olduğunu belirten Demir; virüsün hekim dostu olmadığını söylüyor:

“Bazı hastalıklar hekim “dostudur”, sadece fizik muayene ile öyle “patognomik” bulgular saptarsınız ki çok düşük bir hata payı ile teşhis koymak mümkün olur. Koronavirüs hastalığının hekim dostu olduğu söylenemez, şıp diye teşhis koyduracak hastalığa özgül bulgular yoktur. Ani yükselen ateş, öksürük, nefes darlığı ve bazen boğaz ağrısı ile ortaya çıkar. Kesin teşhis için laboratuvar sonuçlarına gereksinim vardır. Hastalığın seyri orta, ağır denebilecek düzeydedir. Hastalarda pnomoni (zatürre) gelişmesi hastalığın seyrini tehlikeli hale getirir.”

Virüs hastalıklarında çok önemli kavramlardan biri de bulaştırıcılık hızı olduğunu belirten Demir sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bulaşıcı hastalığa yakalanan kişinin hastalığını kaç kişiye bulaştırma yeteneğinde olduğuna dair sayısal değer bulaştırıcılık hızıdır ve (R0) sembolüyle gösterilir. Virüs hastalıklarında bulaştırıcılık hızı çok temel bir kavramdır ve (R0) değerinin 1’den büyük olması, büyüklüğüne bağlı olarak değişmek üzere, hastalığın belirli bir zaman diliminde kendini sınırlama olasılığının düşük olduğunu ve pandemiye sebep olma olasılığının yükseldiğini bize anlatır.”

Hastalığın şimdilik tedavinin olmadığını ama kimsenin kurbanlık koyun gibi beklememesi gerektiğini de söyleyen Dr. Demir “Pek çok viral hastalıkta da geçerli olan destekleyici tedavi yöntemleri uygulanmalıdır: Ateş düşürücüler, yeterli sıvı alınması, iyi beslenme, yatak istirahati, hasta odasının iyi havalandırılması, hasta yanında sigara içilmemesi, hasta sigara içiyorsa kesin olarak bırakılması, alkolden uzak durmak pek çok hasta için yeterli olacaktır” diye konuşuyor.

Korona salgını sonrası, sosyal medyadaki ayrımcı ve ırkçı eğilime de dikkat çeken Dr. Demir; başlangıçta Twitter’da toplumu doğru bilgilendirme sorumluluğu taşıyan bilim insanlarının uyarıları, Çin’e yönelik düşmanca mesajlar içinde boğulduğunu hatırlatarak bu konuda üşenmemiş ve bir sosyal medya taraması yapmış, tespitlerini şöyle sıralıyor:

“Bu insanlar kimin nesidir diye pek çok profili açıp inceledim. Trol olduğu belli profiller olsa da bunların çok sayıda olduğu kanısında değilim. Diğer konularda yaptıkları paylaşımlara bakıldığında ezici çoğunluğunun AKP veya MHP taraftarı ve az sayıda İyi Partili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yani büyük bölümü iktidar bloğunun destekçileri. Yazdıkları mesajlarda doğrudan doğruya solcular, sosyal demokratlar, hümanistler hatta liberaller hedef alınmıştı.”

Ölümcül bir hastalığın, afetlerin ve ölümün siyasallaştırılmasıyla ulaşılan nefret dilinin, siyasi yelpazenin sadece sağ yanında kullanılmadığını da vurgulayan Demir; “Şeytan diyor ki Çin’e git, kap virüsü, sonra Türkiye’ye dönüp AKP’ye üye ol…” şeklindeki mesajların da, soldan nefret diline örnek olduğunu belirterek, Çin asıllı, ABD vatandaşı, Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji uzmanı Dr. Eric Feigl Ding’in basit ama çok derin bir cümlesini hatırlatıyor: “Kovid - 19 sadece Çinlileri öldürmüyor.”

Dr. Doğan Alparslan Demir’in koronavirüs salgını sonrası dikkat çektiği bir başka çarpıcı nokta da, virüsün biyolojik savaş silahı olarak üretildiğine ilişkin üretilen çok sayıda komplo teorisi. O teorileri şöyle sıralıyor:

“1.ABD, kendisine kafa tutmaya başlayan, dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olmaya aday olan Çin’e esaslı bir ders verme amacıyla bu virüsü geliştirip yaymıştır. İran’a da bir ders vermek istediğinden hastalık İran’da yayılmıştır. Bu yolla hem Çin’in nüfusu azaltılacak hem de ekonomisi çok ağır zarar görecektir.

2.Bu virüs Çin tarafından biyolojik silah olarak üretilmiş ama bir hata sonucu virüs laboratuvar dışına yayılmış, fatura Wuhan şehrindeki hayvan pazarına çıkarılmıştır.

3.Virüs küresel sermaye tarafından yönetilen karanlık güçler tarafından üretilmiş, sosyal güvenlik sistemleri için yük haline gelen yaşlıların, işsizlerin, yoksulların ortadan kaldırılması planlanmıştır.

4.Bu hastalık büyük ilaç şirketleri tarafından yayılmıştır. Hastalığın yeteri kadar yayılması beklenecek ve zaten hazırda tutulan aşılar satışa çıkarılacak ve çok büyük kâr elde edilebilecektir.”

Tüm komplo teorilerinin doğru bir bilimsel gerçeğe bir veya daha fazla hayali senaryo katılmasıyla üretildiğini söyleyen Dr. Demir şu yorumu yapıyor:

“Ön plana kolayca kabul edilebilecek bilimsel gerçekler koyulur, toplumun inanmaya hazır olduğu yaygın fikirlerle desteklenir, son olarak tümüyle hayali bir senaryo ile komplo teorisi tamamlanır. Komplo teorilerinin yayılma hızı olağanüstüdür. Her türlü siyasi fikrin arkasına saklanabilir. Emperyalizm, kapitalizm ve küresel sömürü gibi kavramlar, “solcu” komplo teorilerinin olmazsa olmazlarıdır. Komplo teorileri gerektiğinde ırkçılığı ve dini bağnazlığı da kolayca kullanabilir. İnsanların dini inançlarının zayıflaması yüzünden salgının oluştuğu görüşü yaygındır.”

Kovid-19 virüsünün yayılmaya başladığı ilk günden beri hastalık etkeni olan SARSCoV2 virüsünün, dünyanın en saygın laboratuvar ve bilim insanları tarafından insanüstü bir çaba ortaya konarak incelendiğini söyleyen komplo teorilerini şu ifadelerle çürütüyor:

“Kolay olmasa da günümüzdeki bilimsel seviye, bir virüsün yapay olarak üretilip üretilmediğinin anlaşılmasına yeterlidir. Kaldı ki biyolojik silah olarak kullanılacak bir virüsün daha fazla bulaştırıcılık ve fatalite hızlarına sahip olması gerekirdi. Bu virüsün biyolojik ajan olarak üretildiğine dair bilim insanları tarafından tek bir hipotez ortaya atılmamıştır. Virüsün belli bir ırka özgü reseptörleri olmadığı kesinlik kazanmıştır. Yani Çinlilerle Amerikalıları öldürme veya hasta etme oranları aynıdır. Çin’de elde edilen ilk bulgular hastalığın erkeklerde daha fazla görüldüğüne işaret etmiş, bunun sebebi olarak Çin erkeklerinin sigara içme oranlarının kadınlardan çok fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Şu ana kadar elimizde bulunan bilimsel veriler biyolojik savaş komplo teorilerinin doğru olamayacağını göstermektedir.

Gelelim ilaç şirketlerinin daha çok aşı satmak için hastalığın daha çok yayılmasını bekledikleri iddialarına. Belki çok şaşıracaksınız ama ilaç firmaları, aşı üretmek veya yeni aşı geliştirmek için ARGE departmanlarına büyük bütçeler ayırmaya hiç hevesli değillerdir. Düzenli olarak kullanılması gereken kronik hastalıklara ait ilaçların kâr marjının yanında aşı üretiminin, satışının kârı yok denecek kadar azdır. İnfluenza gibi her yıl kendini yenileyen virüslere karşı yeni aşı üretmek için laboratuvar çalışmaları yapmak; ömür boyu bir tane veya yılda bir yapılacak aşılarla çalışmak ve pazarlamak büyük ilaç firmaları için züldür. Bazı aşılar için ABD’nin aşı üreten şirketlerin olası zararlarını sübvanse ettiği bilinmektedir. Kapitalizmin koruyucu sağlık hizmetleri konusunda farklı bir anlayışı olması da beklenemez. Dünyada aşı konusunda en gelişmiş bilimsel çalışmalar yapan ülkenin Küba olması tesadüf değildir.”

Peki, madem ortaya atılan bu komplo teorileri zırvalıktan ibaret, neden bu kadar çok sayıda üretiliyor, bu denli çok insan tarafından doğru bilgiymiş gibi paylaşılıyor, bu teorilere kuşkuyla bakanlar neden anında infaz ediliyor?”

Dr. Doğan Alparslan Demir bu soruya da şu yanıtı veriyor:

“Komplo teorileri üretmek, anlatmak, inanmak kolaydır. Çok az bilgiyle her türlü çetrefil soruna açıklık getirebilirsiniz. İddialarınız pek çok kişi tarafından kabul görür, alkışlanır ve pohpohlanırsınız. Konuyla ilgili bilimsel makaleleri okumanız, hipotezleri değerlendirmeniz, konuyla ilgili referans kitapları okumanız gerekli değildir. Komplo teorileri, hemen daima insanları uyarma, yardım etme hatta onları kurtarma gibi “kutsal” amaçlara hizmet ediyor görüntüsü taşırlar. İnsanlara okumak, incelemek, araştırmak, tartışmak ve gerektiğinde örgütlenmek gibi zahmetli yöntemler önermez. Komplo teorilerinde dünyayı değiştirmek olanaklı değildir. Her şey büyük, karanlık güçler tarafından dizayn edilmiştir. Bilim insanları bütün bu küresel güçler tarafından satın alınmıştır. Ürettiğiniz komplo teorilerinin rehaveti ile hipnotize olur, kendiniz de inanır hale gelirsiniz.”