KHK’ler Türkiye’nin en kalifiye işsizlerini yarattı: Börekçide çalışan avukat da var, hamallık yapan doktor da

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve ardından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) on binlerce insanı mağdur etti. Her ne kadar OHAL kaldırılıp, KHK’lere son verilse de mağduriyetlerin sonuçlarıyla yüzleşmeye devam ediyoruz.

31 Mart seçimlerinde belediye başkanı olmaya hak kazandığı halde, KHK’li oldukları için mazbataları verilmeyen belediye başkanları, yaşanan mağduriyetlerin son halkası oldu derken, önceki gün bir ölüm haberiyle sarsıldık.

Eğitim Sen üyesi ve KHK mağduru bir öğretmen olan Aslan Durman, geçimini sağlamak için çalıştığı inşaattan düşerek hayatını kaybetti. 40 yaşındaki Durman, KHK ile öğretmenlikten ihraç edildikten sonra inşaat işlerinde çalışmaya başlamıştı ve Viranşehir'de tadilat halindeki iki katlı binanın çökmesi sonucu bir daha evine dönemedi. Ancak KHK’ler sonrası açlığa mahkûm edilen ve eğitimlerine rağmen, günlük işlerde çalışan ne ilk isim oldu Aslan Durman ne de son isim olacak.

Emine K., tıpkı Aslan Durman gibi bir öğretmen. İzmir Karşıyaka’da KHK ile kapatılan bir kurumda edebiyat öğretmenliği yaparken, tutuklanıp cezaevine gönderilmiş.

Tutuklanma gerekçesinde; devamlı aynı kurumlarda çalışmak, sendika üyeliği ve Bank Asya’daki bin 700 TL’lik birikimi sayılmış. Bir üst mahkemenin tahliye kararı ile evine döndüğünde ise, eşinin iki gün önce gözaltına alındığını ve yüzde 96 engelli oğlunun evdeki 75 yaşındaki annesiyle yalnız kaldığını öğrenmiş:

“Eşim dokuz ay tutuklu kaldı. Oğlumun evde bakım ücretini 40 gün sonra kendi üstüme alma dilekçem üzerine kestiler ama hâlâ bağlamadılar. İki aylık ücreti de geri istiyorlar üstelik. Eşime altı yıl 10 ay ceza verdiler ve tahliye oldu.”

Sözlerini şöyle devam ettiriyor Emine K.:

“Özetle iki yıldır iş yok, edebiyat öğretmenliği diplomamı kullanamıyorum. 45 yaşından sonra maalesef işsiz, diplomasız, umutsuz ve silahlı terör örgütü üyeliği ile ağır cezada yargılanıyorum. Çocukluğum dahil bir serçeyi öldürme amacıyla bir taş atmadım. Çocuklarım ve onların geleceği adına korkunç bir endişe ve umutsuzluk içindeyim.”

Meryem C. de Aslan Durman ve Emine K. gibi bir eğitimci, matematik öğretmeni. Hikayesinin onun ağzından dinleyelim:

“Çok sevdiğim matematik öğretmenliğimi özelde bile çalıştırmamak suretiyle elimden aldılar. 2005’de mezun oldum. Başörtümü açmamak için bu kurumlardaki dershanelerde çalıştım. Başörtüsü sorunu kalktığında sınava hazırlandım, olmadı. Devam etmek zorunda kaldım. Dini vecibelerimden ve bayanların dini hassasiyetine hitap eden bir kurum olmasından dolayı devam ettim.

Öğretmenlikten başka hiçbir görevim olmadı. Son dönemde kayyım geldi birçok öğretmeni işten çıkardı ama kayyım ‘benimle devam edeceğini, artı bu kurumların devlet kurumu olduğunu’ belirtti. Ben de devam ettim. Sonra darbe oldu hemen istifamı verdim. Kayyım da kabul etti. İşleme koyamadan, 20 Temmuz’da lisansım iptal oldu.

Çok ilginç ki kayyımın işten çıkardıklarının lisansları devam ediyor ama benimki iptal. Kayyıma gidip sorduğumda ‘O darbeden önceydi’ diyor. Hayatım mahvoldu. Maaşım, tazminatım hepsi gitti.”

Hakkında hiçbir suç duyurusunun olmadığını, MEB’e, CİMER’e yazılar yazdığını söyleyen Meryem C., Gülen Cemaati’ne uzak olduğunu, hatta Yeni Asya ekolüne daha yakın hissettiğini de belirtme ihtiyacı duyuyor ve ekliyor:

“Ne olur sesimi duyurun…”

Mehmet ve Asiye G., öğretmen bir çift. 667 KHK ile kapatılan bir özel okulda çalışıyorlarmış. 27 Temmuz 2016’da açılan bir soruşturma sonrası karı-koca tutuklanmışlar:

“İki kız çocuğumuz hiçbir akrabamızın, yakınımızın olmadığı bir şehirde yapayalnız evde kaldılar. Cep telefonlarımıza da el koydukları için tutuklanma sonrası yakınlarımıza haber veremedik. Eşim başka bir şehre, ben bulunduğumuz şehirdeki hapishaneye gönderildim. Uzun süre çocuklarımdan ve eşimden haber alamadım. Uzun süre kapalı ve açık görüşlerime hiçbir yakınım gelemedi. Bir yıl sonra mahkemeye çıktım.

İlk duruşmada beş dakikada savunmamızı yapmamız istendi. Arka arkaya yirmişer gün ara ile yapılan üçüncü duruşma sonunda, (özel okulda çalışmak, çocuklarımı okutmak, gazete abonesi olmak, Bank Asya’da hesap olması vb.) 6 yıl 3 ay ile tahliye edildim.”

Yıllarca tutumlu davranarak biriktirdikleri paralara, Bank Asya’da olduğu için el konulduğunu anlatan Asiye G., “Birikimimize TMSF’ce bloke konuldu. Yerel mahkemelerin blokelerin kaldırılması kararına TMSF bloke kararını mahkeme koymadığı için sürekli reddediyor. Şu an çok zor şartlar içerisinde yaşam mücadelesi veriyoruz” diyor.

Maide T.’nin eşi bir kamu kurumunda avukattı. 15 Temmuz sonrası açığa alınmış ve KHK ile ihraç edilmiş. Önce yaşadıkları şehirden taşınmışlar, ardından avukat eşi bir börekçide çalışmaya başlamış:

“Gelen turistlerle İngilizce konuşabiliyor olması takdirle karşılandı, tabi bunun bir önemi yoktu. Ne de olsa doktoralı da olsa bir garsondu. KHK’li olduğu için tabi ki de sigortasız çalıştı. Evimiz ayrı ayrı zamanlarda tam dört defa polislerce basıldı.”

K. ailesinin hikayesi ise filmlere taş çıkartacak cinsten. İmam hatip olan baba, ev kadını anne, öğrenci kardeş ve fizyoretapist olan ağabey. Fizyoteparist olan İrfan K. şöyle başlıyor anlatmaya:

“26 Temmuz 2016 tarihinde öğrenci olan kardeşimin eşyalarını almak için Denizli’ye gittiğimizde bir kişinin emniyeti arayarak ‘FETÖ evinden eldivenlerle eşya kaçırıyorlar’ demesi üzerine eşim, ben, annem ve kardeşim emniyette ifade verdik ve kardeşim gözaltına alınıp ertesi gün serbest bırakıldı. Derken 3 Kasım 2016’da kardeşim tutuklandı ve Denizli D Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

19 Ocak 2017’de ilkokul mezunu ev hanımı annem gözaltına alındı ve beş gün gözaltından sonra tutuklanarak Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. 3 Mart 2017 tarihinde gecenin bir vakti salıverildi. 14 Nisan 2017 tarihinde çocuğum dünyaya geldikten 12 gün sonra çocuğum yoğun bakımdayken babam gözaltına alındı ve iki gün sonra tutuklandı ve Manisa T Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

9 Mayıs 2017’de de ben, emniyete ifadem alınmak üzere çağırıldım ve tutuklanarak Manisa T tipi Cezaevi’ne gönderildim ve annem tek başına dışarıda kaldı. Eşime ailesinin yanına gitmesini söylemiştim. Babamla koğuşta karşılaştım ve şok oldu beni görünce. Beş buçuk ay boyunca annem üç gün imza, bir gün Denizli D tipine kardeşimi ziyarete, bir gün de Manisa T tipine babam ve bani ziyarete geldi.

12 Eylül 2017 günü kardeşimin tahliye olduğunu 15 Eylül 2017 açık görüşünde öğrendik. Aralık 2017’de 695 sayılı KHK ile babam 29 yıllık imam hatiplik görevinden ihraç edildi. 5 Nisan 2018 tarihinde de babam ve ben tahliye olduk. Annem, babam ve ben aynı dosyadan yargılanıyoruz. Tahliye olduktan sonra uzman fizyoterapist olarak devam ettiğim doktoramdan atıldığımı öğrendim. Lisansımı da iptal etmişler.”

Yalçın T., bir hekim. 675 sayılı KHK ile ihraç edildikten sonra ailesinin dağılma noktasına geldiğini söyleyerek başlıyor sözlerine. Bunun nedeni kiralarını ödeyememeleri ve evsahibinin onları evden çıkartması:

“Eşyalarımızı kardeşimin odasına istifledik. Eşim gebe olduğu için bu süreçte psikolojisi bozulmasın diye annesinin evine gitti. Bu arada ben iş aramaya koyuldum. İş arama sırasında bazı hastane sahipleri beni hastaneden dahi içeri almadılar.” Kendisini içeri almayan bu hastanelerden daha önce defalarca teklif aldığını söyleyen Yalçın T., şu anda çok zor şartlar altında hekimlik yaptığını söylüyor: “Çalışırken kendimi sürekli saklamak zorunda kalıyorum. Sadece şu an ailemin ihtiyacını gidereyim hamallık dahi yaparım.”