Menendez Tasarısı, Doğu Akdeniz'de yeni bir düzen mi kuracak?

İki parti tarafından desteklenen ve Senatör Robert Menendez (Demokrat, New Jersey) tarafından hazırlanan “2019 yılı Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” yasa tasarısı, 25 Haziran'da ABD Kongresi'nin Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmeye bir adım daha yaklaştı.

Söz konusu tasarı geleneksel müttefiki ve NATO üyesi Türkiye'yi göz ardı ederek; ABD'nin, enerjiden savunma ortaklığı girişimlerine kadar İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında tesis edilen üç taraflı ortaklıklara tam destek vermesini sağlıyor.

Springfield'daki Illinois Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi öğretim üyesi olan Sibel Oktay “Bu tasarı zaten hâlihazırda bozulmuş olan Türk-Amerikan ilişkilerinin bir yansıması. Yani bir neden değil, bence artık bir sonuç” diyor ve ekliyor:

“Tasarıyı ve içeriğini hem Türkiye ile ABD’nin, hem de Türkiye ile ABD müttefiki olan bölge ülkelerinin arasının açılmasının getirdiği doğal bir sonuç olarak görüyorum. Üstelik Doğu Akdeniz’deki doğal gaz girişimi tasarıda adı geçen üç ülkenin (Yunanistan, GKRY, İsrail) işbirliği üzerinden tanımlanıyor ve Türkiye tamamen denklemin dışında görülüyor. Tasarıyı sadece güvenlik işbirliği açısından değil, bölgedeki enerji işbirliği üzerinden de ele almak lazım.”

Yunan Amerikan Liderlik Konseyi'nde (Hellenic American Leadership Council) icra direktörü olan Endy Zemenides, Obama döneminde yaşanan Türkiye'ye yönelik politika değişikliğine dikkat çekiyor.

Zemenides, “Obama yönetiminin “Asya'ya dönme” kararı kısmen Doğu Akdeniz'den (ve böylelikle Ortadoğu'dan) uzaklaşmaya yönelikti. Başkan Obama, bölgedeki Amerikan varlığı azalsa bile kalan çıkarların kuvvetlendiricisi ve koruyucusu olarak Türkiye'ye güvendi gibi görünüyor” diyor.

Ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Obama yönetiminin ilk zamanlarında Türkiye duyulan güven, Ankara ile Washington arasındaki çıkarlar ve değerlerde yaşanan önemli farklılıklar ortaya çıktığından ters tepti. Suriye'de, ABD IŞİD ile savaşmak için Kürtlerle çalışmaya öncelik verirken Türkiye IŞİD ile mücadelede asıl yükü taşımalarına rağmen Kürtlere düşman gibi davrandı. Halef yönetim ise Doğu Akdeniz'deki Rus ve İran nüfuzunu asgari seviyeye indirmeye çalışırken Türkiye hem Moskova hem de Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmasını sağlayan bir mecra oldu.”

Zemenides'e göre, bu stratejik farklılık ABD'nin Doğu Akdeniz'e yaklaşımını ciddi bir şekilde gözden geçirmesine neden oldu ve Menendez Tasarısı’nın hazırlanmasının yolunu açtı. Zemenides bu fikrini şöyle açıklıyor:

“Bölgedeki Amerikan stratejisi, genel hatlarıyla kilit ülkeler olarak İsrail ve Türkiye'ye dayanıyordu. Menendez tasarısı Türkiye'yi Yunanistan ile değiştirmeyi amaçlıyor. Türkiye, Washington için gittikçe güvenilmez bir müttefik olurken Yunanistan aksi istikamette ilerledi.

Ve Yunanistan diğer Doğu Akdeniz ülkeleri ile işbirliği ve uyum trendinin parçası olurken Türkiye 'komşularla sıfır sorun' politikasından 'sorunsuz sıfır komşu' politikasına kaydı.”

Oktay, söz konusu tasarının güvenilir partner olarak Yunanistan'ı öne çıkardığı konusunda Zemenides ile hemfikir ve tasarının GKRY ile ilgili maddelerine dikkat çekiyor:

“Tasarı GKRY’ye, 1987 yılından beri uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasından NATO’nun Barış İçin Ortaklık programına katılmasına kadar geniş bir yelpazede bölge güvenliğinde rol biçiyor. Hem Yunanistan hem de GKRY ile ilgili maddeler ABD’nin bölgede kimi/kimleri güvenilir partner olarak gördüğüyle alakalı ciddi mesaj veriyor.”

Tasarı, Ankara'nın Rus S-400 hava savunma sistemi tedarik etmesi durumunda, F-35'lerin Türkiye'ye transferini engellemeyi amaçlıyor. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Haziran'da yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Trump'ın bu savunma sistemlerinin alınmasından dolayı Ankara'ya yaptırım planlamadığını söylemişti.

Oktay, Trump'ın bu tasarıya rağmen F-35'lerin Türkiye'ye teslimini sağlayabilmesinin şu şartlarda mümkün olamayacağını söylüyor: “Trump tasarıyı veto edip Senato’ya geri gönderirse, tasarının yasaya dönüşmesi için önce Senato’da, sonra da Temsilciler Meclisi’nde 2/3 çoğunlukla kabul edilmesi gerekiyor. Bu şekilde Trump’ın vetosu devre dışı kalır ve tasarı kanunlaşır. O durumda da Trump F-35’ler hakkında Osaka zirvesinde Türkiye’ye verdiği sözü tutamaz.”

Tasarının bir başka dikkat çekici yönü de Doğu Akdeniz'deki Rus nüfuzunu azaltmayı amaçlaması. Tasarı bir yandan Türkiye'nin Rus S-400 hava savunma sistemini almasını engellemeye çalışırken, diğer taraftan Lefkoşe'nin Rus askeri gemilerinin yakıt ve diğer hizmetler için GKRY limanlarını kullanmasını önlemesini istiyor.

Oktay “Tasarı, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının teşvik ettiği bölgesel işbirliği üzerinden Rusya’nın varlığını zayıflatmayı hedefliyor. Türkiye’nin Rusya ile bölgesel yakınlığı hesaba katıldığında, tasarının Rusya ile beraber Türkiye’yi de izole etmeye çalıştığı açık” diye yorum yapıyor.

Zemenides Türkiye'nin mevcut tutumunda değişiklik yapması ve kendisinin dâhil olmadığı konulardaki gelişmeleri kabullenmesi gerektiğine işaret ediyor:

“Bu, Türkiye'nin bölgedeki güvenlik ve enerji ortaklığının dışında bırakıldığı anlamına gelmiyor. Ancak, Türkiye'nin artık gitmekte ısrar ettiği yoldan dönmesi anlamına geliyor. Kurallar, Türkiye'nin katılmadığı düzenli üçlü zirveler ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu gibi forumlarda belirleniyor. Şayet Türkiye, Menendez Tasarısı sayesinde ABD'nin teşvik ve desteği ile ortaya çıkan yeni bölgesel düzenin bir parçası olmak ve ondan istifade etmek istiyorsa, Ankara'nın dikte ettiği değil, çoğunluk tarafından belirlenen kurallara göre oynamalı.”

Ancak, ABD'nin baskısına rağmen S-400 alma kararından dönmeyen Ankara'nın bunları kabul etmesi pek muhtemel değil gibi görünüyor. Peki, Ankara, Doğu Akdeniz'de kendisi aleyhinde oluşan yeni düzene karşı ne yapabilir?

Paris merkezli OME (Observatoire Méditerranéen de l'Energie (Akdeniz Enerji Birliği)) Gaz ve Petrol Direktörü Dr. Sohbet Karbuz buna ilişkin “Kıbrıs sorunu, sorun olarak kaldıkça Türkiye'nin manevra kabiliyeti az. Türkiye'nin, Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun dışında kalan Suriye, Lübnan ve bunların tanımadığı KKTC ile bir alternatif geliştirebileceğine inanmıyorum” diye konuşuyor.

Dr. Karbuz Türkiye'nin dış politikasını gözden geçirmesini ve Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarından bir an önce faydalanmaya başlaması gerektiğini düşünüyor:

“Bence yapılması gereken Mısır ve İsrail ile ilişkileri yumuşama düzlemine çekmek. Ve bu arada TPAO'nun bölgede daha aktif oyuncu haline gelmesini sağlamak. Bu ise Mısır, İsrail ve Lübnan açıklarında açılan veya açılacak olan arama ve üretim ihalelerine katılmakla olur. Türkiye'nin, Akdeniz'deki kendi kıta sahanlığı içerisinde bulunan parselleri uluslararası ihaleye açması da faydalı olabilir.”


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.