Uzatılan tatilin salgındaki artışa ve ekonomiye faturası ağır

Önümüzdeki haftadan itibaren iktidar ve muhalefet yeniden sahalara çıkmaya hazırlanıyor. Rize ve Artvin’deki sel felaketleri nedeniyle bu illeri ziyaret ederek mitingler düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk adımı attı.

1 Ekim’e kadar tatile giren TBMM’deki iktidar ve muhalefet partileri bu süreyi olası bir seçime hazırlık dönemi olarak planlamış görünüyor. Ancak kurban bayramı tatilini 9 güne uzatan ve Temmuz başından itibaren korona salgını önlemlerini gevşeterek normalleşmeye geçen iktidarın aldığı bu karar, salgın vakalarını yeniden tırmanışa geçirince yeni yasakların ayak sesleri gelmeye başladı. 

Neredeyse iki yıla yakın süredir Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) genel kurul yapmasını salgın gerekçesiyle salon toplantılarını yasaklayarak engelleyen iktidar, AKP ve MHP kongrelerinde ise salonların ‘lebaleb’ dolmasına izin verip adeta ‘bilerek ve isteyerek’ salgını patlatmış, yasakları yeniden başlatmıştı. Ortaya çıkan gelişmeler, önümüzdeki aylarda muhalefetin saha çalışmalarına da salgın bahanesiyle yeni kısıtlamalar ve engeller getirilebileceğini gösteriyor.

İlk olarak eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başında bulunduğu Anavatan Partisi (ANAP) hükümetleri döneminde başlatılan dini bayramlarda tatillerin uzatılması politikası, giderek toplumsal bir beklenti ve popülist bir uygulamaya dönüşünce, sonrasındaki iktidarlar da olası tepkileri gözeterek benzer adımları sürdürdüler.

Özal, uzatılan resmi bayram tatillerini bir yandan ekonomiyi canlandırmak diğer yandan da milyonlarca memurun ‘idari izinli’ sayılması sayesinde kamu harcamalarında, elektrik tüketiminden, servis ulaşımına,  kamu personeline verilen bir öğün ücretsiz yemek giderinin kalkmasına varana kadar milyarlarca liralık tasarruf gerekçesiyle savunuyordu. 

Dini bayram tatillerinin uzatılması yanında, devlet ve belediyeler bazı gelirlerinden de bu sürelerde vazgeçiyordu. Karayolları Genel Müdürlüğü (TCK) yönetimindeki Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve otoyollardan geçişler ile kent içi ulaşım, belediye otobüsleri de bedava oluyordu. 

Kurulduğunda ve iktidara geldiğinde kendisinden önceki iktidarların bayram tatillerini hafta sonlarıyla birleştirerek 9 ya da 11 güne uzatmalarına karşı çıkan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu uygulamaların yanlış olduğunu ve Türkiye’nin daha fazla tatile değil daha fazla çalışmaya, üretmeye, büyümeye ihtiyacının olduğunu söylüyordu.

Ancak 2002 seçimleri sonrasında tek başına iktidara gelen başında Erdoğan’ın yer aldığı AKP hükümetleri kısa süre direndikten sonra benzer uygulamayı benimsediler.  Yalnız bu defa bir farkla; bir yandan uzatılan bayram tatili diğer yandan ücretsiz köprü ve otoyol geçişleri sadece devletin işlettiği köprü ve yollar için söz konusu.

Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleriyle iktidar müteahhitlerinin işlettiği köprüler, otoyollar, tüneller paralı olduğu gibi, bunlara verilen dövize endeksli hazine garantili geçiş ücretleri de yürürlükte kalıyor. Dolayısıyla devlet-hazine kendi işlettiği köprüleri-otoyolları bedava yaparak  bayramda artan trafiğe rağmen milyarlarca liralık gelirden mahrum kalırken, KÖİ modelli köprüler, otoyollar ise kimse geçmese de garanti ödemeleriyle kasalarını doldurmaya devam ediyor.  Diğer deyişle hazine hem milyarlarca liralık gelirden vazgeçerken hem de iktidar müteahhitlerinin dolar-euro garantili geçiş ücretlerini ödemeyi sürdürerek çift yönlü zarar yazıyor.

Bu yıl 20 Temmuz’da başlayan 4 günlük Kurban Bayramı tatili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla iki hafta sonu ve 19 Temmuz pazartesiye denk gelen, işgünü olan arifeyle birleştirilerek, 17-26 Temmuz arası 9 güne uzatıldı. Bu sürede TCK’ya bağlı köprü ve otoyollar ücretsiz, müteahhitlerin işlettikleri ise ücretli. İktidar ve muhalefet belediyeleri de kent içi otobüs, metro, tramvay, deniz otobüsü vb. ulaşım sistemlerinin ücretsiz olmasını kararlaştırdı. 

Türkiye, zaten resmi tatillerin fazla olduğu bir ülke. Son olarak 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra AKP iktidarı; 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim vb. ulusal bayram ve resmi tatil günlerine, 15 Temmuz’u da ilave etti. Tıpkı dini bayramlarda olduğu gibi zaman zaman resmi tatiller de hafta sonu ile birleştirilerek 3-5 güne kadar uzatılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kurban Bayramı tatilini 9 gün olarak açıklaması 11 günlük tatil bekleyen geniş kesimlerde düş kırıklığı yarattı da denilebilir. Hafta sonundan hemen önce 15 Temmuz resmi tatilinin Cuma günüyle birleştirilerek Kurban Bayramı tatilinin 15 Temmuz’da başlatılıp, 11 güne uzatılması beklentisi yüksekti.

Ancak ülke çapında uzatılan tatilin iç turizmi, alışverişleri ve harcamaları kısmen artırması dışında, özellikle salgın ve ekonomi açısından çok da yararının olmadığı, aksine her iki alanda hasarın büyük olacağının işaretleri belirgin şekilde kendisini gösteriyor.

Uzun tatil öncesinde 4 binlere gerileyen günlük COVID19 vaka sayıları ve 30’lara inen vefat sayıları uzun tatilin başlangıcından itibaren hızla artışa geçti. Tatil sona ermeden ikiye katlanan günlük vakalar 10 bine doğru tırmanırken, günlük vefatlar 50-60 civarına yükseldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bayram tatili sonrası oldukça yüksek rakamlar açıklanması endişesini sosyal medya hesabından paylaşarak maske, mesafe, hijyen önlemlerine uyulması, aşı olunması, temaslarda dikkatli olunması uyarısında bulunurken, aksi halde ‘kısır döngünün’ süreceğini dile getirdi. Bir anlamda Ağustos ya da Eylül aylarında yeniden kapanmanın, yasakların geleceğinin sinyalini verdi.

Bunun yanı sıra ekonomide de kayıplar uzun tatil süresince artıyor. En başta üstte de vurguladığım gibi devletin vazgeçtiği gelirler nedeniyle, hazine ciddi kayıplarla karşı karşıya kalıyor. Gelişmiş hiçbir ülkede benzeri olmayan keyfi tatil uzatma kararlarıyla devlet kurumlarının kapısına kilit vurulurken, bankalar, pek çok özel sektör kuruluşu da benzer şekilde çalışmaya, faaliyetlerine ve üretime ara veriyor, piyasalar günlerce kapanıyor.

Tatillerin uzaması en başta sanayi olmak üzere, üretimde kayıp anlamına geliyor. Şayet üretime ara verilmeyip çalışma sürdürülürse, işverenler açısından çalışanlara ilave ücret ve fazla mesai ödeme yükümlülüğü doğacağı için onlar da devlete uyuyor.

Bunun yanı sıra bu yıl için 200 milyar dolara yükseltilen ihracat hedefi de muhtemelen 9 günlük bu tatil nedeniyle kayba uğrayacak. Temmuz ayında gümrüklerin 9 gün boyunca kapalı olmasından ötürü dış ticaret işlemlerinin yapılamaması, limanlarda, antrepolarda işlerin durması büyük ihtimalle Temmuz ayı ihracatını ve buna bağlı olarak da 7 aylık ve yıllık ihracat tutarını aşağı çekecek.

Diğer yandan 9 gün işe ve üretime ara verilmesi, işletme maliyetleri yanında birim maliyetlerin de artmasını beraberinde getirecek. 

Tatile ya da seyahate harcama yapmaktan çekinmeyen milyonların, devlete ait otoyol ve köprülerden bedava geçmesi, ciddi bir ekonomik adaletsizlik.  Diğer yandan tatilciler zorunlu kalmadıkça paralı olan KÖİ köprü ve otoyolları yerine, devlete ait olan bedavaları tercih ettiklerinde, günlük geçiş garantisi karşılanmadığı için hazinenin iktidar müteahhitlerine yapacağı garanti ödemelerinin tutarı da yükselecek. Hazine daha yüklü garanti ödemeleri yapmak durumuyla karşılaşacak.

Ancak iktidara geldiğinde kendisinden önceki iktidarların tatilleri uzatmasına, birleştirmesine karşıı çıkan Erdoğan ve AKP siyasi popülizm uğruna geri atmayı göze alamayarak aynı uygulamayı sürdürmeye, devletin ve hazinenin ekonomik kayıplarını sineye çekmeye mecbur kaldı. Siyaseten kayıp hanesi büyüyen Erdoğan ‘uzun tatil müjdesi’ ile kendisine destek sağlama yolunda küçük hesapları bile yapmak zorunda kalırken, muhalefet ise yine popülizm uğruna bu tür kararların yanlışlığını dile getirmekten kaçınmayı tercih ediyor.