Dolarda AKP'lilerin beklediği çöküş olacak mı?

Pek çok din dünyanın sonu yaklaştıkça egemen ve kötücül bir topluluğun yıkılıp dünyaya barış geleceğine inanır. Özellikle İslami radikaller arasında on yıllardır yaşanan birikime baktığınızda bu şu an için ABD’dir.

Bugün Türkiye’de iktidarda olan Müslüman Kardeşler zihniyetinin ülkedeki öncüsü olan Necmettin Erbakan yaşamı boyunca ‘ABD’nin parça parça olup, İslamın dünyaya hakim olacağını’ defalarca tekrarlamıştır. Aynı zamanda Türkiye’de son yıllarda ekonomik krizle birlikte Siyasal İslamın sıkıntıları da arttıkça, iktidardaki AKP’li elitin arasında bile ABD’nin, dolayısıyla doların çöküşünün yakın olduğu görüşü daha fazla taraftar toplamıştır.

Elbette sürekli dolar ya da diğer dövizler bazında borçlanan, ülkedeki ihaleleri bile hala döviz bazında yapmayı sürdüren bir iktidar için bu bir çelişkidir. Ancak doların TL karşısındaki önlenemez yükselişi Siyasal İslamcıların iktidarını salladıkça, diğer pek çok rakibe yapıldığı gibi, ‘sorun olan’ı şeytanlaştırmak en pratik çözümdür.

Diğer taraftan koronavirüs nedeniyle ortaya çıkan faturanın ABD için daha önce görülmedik ölçüde ağır olması, radikaller arasında destekçi bulan bu felaket senaryosunu yeniden ısıtmıştır.

ABD daha önce bir dış etken nedeniyle hiçbir zaman bu kadar yüksek can kaybı ve ekonomik zorluklarla karşılaşmamıştır. Koronavirüs nedeniyle ortaya çıkan can kaybı daha şimdiden Pearl Harbor ve 11 Eylül olaylarındaki kayıpların 10 katına ulaşmış durumda. Bu elbette doların ve ABD’nin çöküşünü heyecanla bekleyen Siyasal İslamcılar için ‘Zafer’ hissi oluşturabilir. Yine de işin perde arkası ABD imparatorluğu ya da doların gücünü kaybetmekten çok uzakta olduğu, hatta giderek güçlendiğini gösteriyor.

Doğrusu ABD koronavirüs krizine karşı para matbaasını çalıştırarak trilyonlarca dolar bastı. Yılbaşından bu yana FED’in bastığı dolar miktarını gösteren bilanço büyüklüğü 6 trilyon doların üzerine çıktı ve bu son 3 ayda basılan para miktarının  yüzde 50 civarında arttığını gösteriyor.

Bir malın arzı arttıkça değeri düşer temel bir iktisat kanunudur. Özellikle bu mal Merkez Bankaları tarafından basılan kağıt paraysa. Ancak basılan onca paraya rağmen doların değer kaybettiğini söyleyemeyiz. Tam tersi ABD para birimi tüm dünyada hızla değer kazanıyor. Aşağıda başlıca gelişen ülkeler ve DXY koduyla adlandırılan altı gelişmiş ülkenin para biriminin dolara karşı yılbaşından bu yana değişimleri yer alıyor.

Para birimi

Dolara karşı 2020 değişim (%)

G. Afrika Rand

-24,79

Brezilya Real

-23,14

Meksika Peso

-21,85

Rus Rublesi

-16,39

Kolombiya Peso

-15,81

TL

-14,24

Şili Peso

-11,9

Endonezya Rupi

-11,3

DXY Dolar Endeksi*

4,66

Çin Rupi

-1,53

 

Görüldüğü üzere hiçbir para birimi dolara karşı yılbaşından bu yana değer kazanabilmiş değil. Üç ay içinde piyasadaki dolar miktarı yüzde 50 artmasına rağmen ABD para birimi muadillerini ezip geçmiş.

İşin daha da ilginci dolardaki rekor arza rağmen diğer ülkelerin ABD para biriminde değerlenmenin daha da artacağı düşüncesiyle FED’in önünde sıraya girip daha fazla dolar basmasını istemesi. ABD Merkez Bankası’nın 14 ülkeyle swap anlaşması imzalaması ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülkeyi reddedip hayal kırıklığına uğratması doların gelecekteki seyri açısından da ipuçları veriyor.

Keza basılan bunca dolara rağmen doların bırakın değersizleşmeyi, daha önce kapılarını açamadığı birçok ülkede de değerini ve yayılımını artırması söz konusu. IMF bu iş için çok iyi bir aracı rolü üstleniyor. Virüsten etkilenen fakir ülkelere SDR (IMF’nin parası) cinsinden yapılan yardımlar dolar ve diğer dövizlerin bu ülkelerdeki yayılımını da artırıyor. Nihayetinde bir IMF SDR’si yüzde 41.7 oranında dolar, yüzde 30.9 oranında Euro’dan oluşuyor. Dolayısıyla IMF’yle olan borç alacak ilişkisi nedeniyle daha önce dövizle ilgisi olmayan çok sayıda az gelişmiş ülke de mecburi şekilde ABD Doları ve Euro gibi başat para birimleriyle tanışmış oluyor. Ve IMF’ye göre Nisan sonuna kadar en az 50 ülke kendisinden borç alacak.

 Tüm bunlara ek olarak ABD artık 1 dolarla daha çok petrol alabiliyor. Doların gücüyle pek çok gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkenin üretim ve yatırım mallarını, tesislerini gözünü kırpmadan satın alıp kendi halkının kullanımına sunabiliyor. Özellikle virüs salgını sırasında ihtiyaç duyulan tıbbi malzeme üreticileri ve ürünlerinin elde edilmesinde ABD’nin rakiplerine göre mali olarak ne kadar rahat ve agresif olduğuna ilişkin haberleri sık sık okuyoruz.

Peki ya altın? ABD’nin ekonomik sistemi çökünce dünya üzerinde geçerli para birimi olacağı söylenen ve bu yüzden Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin yeni dünya düzeni için hazırlık amacıyla tonlarcasını aldığı bu değerli metal beklentileri karşılayabiliyor mu?

Eğer altın elzem bir ihtiyaç ve gerçek bir değişim aracı olsaydı en azından basılan dolar kadar artması kaçınılmazdı. Oysa basılan dolar miktarının yüzde 50 arttığı düşünüldüğünde altın fiyatlarındaki yükselişin sadece yüzde 11.8’de kalması bu değerli metalin o kadar da gerekli olmadığını gösteriyor. 

Elbette altın fiyatları spekülatif olarak çok hızlı yükselişler ya da düşüşler yaşayabilir. Ancak bu onun küresel ticaret işlemleri için bir dolar ya da Euro kadar önemli alternatif olmadığı gerçeğini de değiştirmiyor. Zaten fiziksel olarak da altının günlük alışverişlerde herhangi bir para birimi kadar kolay kullanım alanı bulamayacağı da ortada.

 Sonuç olarak ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ söylemi ve ABD’nin son krizde yaşadıklarıyla Türkiye gibi dinsel ya da pek çok totaliter rejim tarafından kendi doktrinleri çerçevesindeki gerekçelerle beklenen, ABD’nin çökeceği, doların değersiz bir çöpe döneceği umutları gerçeklerle uyumlu görünmüyor. Somut veriler eğer bir çökme durumu olacaksa bunun en son ABD’ye uğrayacağını gösteriyor. Yeni bir dünya kurulacaksa dahi burada ABD ve onun para biriminin eşitler arasında en öncelikli sırayı alacağını gösteriyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar