Doğu Akdeniz'de çatışma mümkün mü?

Doğu Akdeniz'de hareketli günler yaşanıyor. Türkiye, Yavuz isimli ikinci sondaj gemisini Kıbrıs'ın doğusuna gönderdi. Ada, Türk harp gemilerinin ve uçaklarının korumasındaki araştırma ve sondaj gemileri ile kuşatılmış durumda.

7 Temmuz'da seçime gidecek olan Atina'nın söylemleri sertleşmeye başladı. AB ve ABD ile bölgedeki diğer ülkelerin desteğini sağlayan Yunan başbakanı Alexis Çipras Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yalnız ve zayıf olduğunu iddia etti. Yunan basını ise Yunan Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'deki hamlelerine karşı hazır olduğunu haberleştirdi.

Yunanistan ve GKRY'nin AB nezdindeki destek arayışları sonuç verdi. AB, 21 Haziran'da “Kıbrıs yakınlarında yapılan yasadışı sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye'ye yaptırım uygulama” tehdidinde bulundu. Bir hafta sonra ise, ABD'nin 1987 yılından beri GKRY'ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırmayı ve S-400 alınması durumunda Türkiye'ye F-35 transferini yasaklamayı amaçlayan Menendez Tasarısı ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nden geçti.

Yine aynı gün, Yunanistan henüz resmi olarak Libya ve Mısır ile deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşması yapmamasına rağmen, Girit açıklarında sondaj yapmaları için Amerikan Exxonmobil ve Fransız Total firmasına ruhsat verdi. Tüm gelişmeler Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki yalnızlığına işaret. 

İstanbul merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi başkanı olan Sinan Ülgen, Doğu Akdeniz'deki sorunların temelinde Türkiye’nin bölgedeki yalnızlığının bulunduğunu düşünüyor. “Bunun, Arap baharının başlamasının ardından, Türkiye’nin bölgedeki Müslüman Kardeşlere ve onlarla bağlantılı örgütlere destek vermeye yönelmesi ve bunun sonucunda Mısır ile gerginlik yaşaması ile yakından ilgisi bulunmaktadır” diyor ve ekliyor:

“G. Kıbrıs ve Yunanistan, her zaman Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir tutum içinde olmuştur. Ancak bu eksene Mısır ve İsrail’in eklenmesi, Türkiye’nin bu dönemdeki dış politika tercihleri ile şekillenmiştir.” 

Siyasi söylemlerin sertleştiği bu günlerde, Türk ve Yunan askeri heyetleri Ege'deki güven artıcı önlemleri görüşmek üzere 17-21 Haziran tarihleri arasında Ankara'da bir araya geldi.

Her iki ülkenin savunma bakanları 26 Haziran'da Brüksel'de görüştü ve oldukça samimi pozlar verdi. Ancak, bu esnada Türk savaş uçakları ve gemileri, Kıbrıs açıklarındaki sondaj gemileri yakınlarında güç gösterisi yapıyordu.

Peki, yaşanan bu gelişmeler sıcak bir çatışmanın habercisi mi? Stratfor'da küresel analist ve Force Analysis'de askeri analist olan Sim Tack “Sorunun silahlı çatışmaya dönüşmesini önleyecek çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Örneğin NATO üyesi olmak önemli bir faktör” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Bununla birlikte, tabi ki gerginlik sürdükçe her zaman yanılma ihtimali var. Ama şu şekilde ifade edebilirim, şayet silahlı bir çatışma olursa, aynı yapıların çapı ve süresi açısından çatışmayı asgari seviyede tutacağına inanıyorum.” 

Sim Tack, Türkiye'yi sondaj faaliyetlerinden dolayı yaptırımla tehdit eden AB'nin olası bir çatışmada Yunanistan'ı destekleyemeyeceğine dikkat çekiyor:

“AB'nin konumu dikkate alındığında, Yunanistan'ı bir dereceye kadar desteklemek zorunda, ancak tabi ki mesele çatışmaya dönüştüğünde bunu yapamaz. AB, yasadışı göçün yanı sıra diğer birçok konuda Türkiye ile karmaşık bir ilişkiye sahip, bu yüzden Türkiye'yi ne kadar ikna edebilecekleri konusunda elleri kısıtlı.”

Türk-Amerikan ilişkileri 2016'dan beri kötü ve en son S-400 hava savunma sistemi meselesi mevcut sorunlara eklendi. Sim Tack “ABD'nin de NATO kapasitesinin müttefikler arasındaki bir çatışmaya saplanıp kalmasına izin vermeyeceğini” söylüyor ve sözlerini şu şekilde tamamlıyor:

“Nihayetinde, Türkiye'nin (enerjinin ötesine geçen) egemenlik arayışının engellenmesinin dış güçler için zor olacağını düşünüyorum, ancak muhtemel bir silahlı çatışma müdahil olan herkes için büyük bir kayıp ve NATO için varoluşsal bir kriz olacaktır, bu yüzden kararlı duruş ve caydırıcılığa rağmen, hiçbir tarafın bu noktada çatışmayı gerçek bir seçenek olarak gördüğünü sanmıyorum.”

Sinan Ülgen, sıcak çatışma çıkmayacağı konusunda Sim Tack ile hemfikir. Kendisi, Türkiye'ye Kıbrıs açıklarındaki sondaj faaliyetlerine aktif bir müdahalede bulunulmayacağını, ancak siyasi ve diplomatik zeminde daha ağır baskı altında kalacağını bekliyor. Bunun olası sonuçları hakkında ise, “Bir yandan aynı güvenlik şemsiyesi altında bulunduğu NATO müttefikleri, diğer yandan siyasi ve ekonomik bütünleşme arayışında olduğu AB üyeleri ile bu nitelikte sorunlar yaşaması, Türkiye'nin bu ittifaklar sistemi içindeki konumunu sorgulamasına ve konumunun sorgulanmasına neden olabilir” öngörüsünde bulunuyor ve uyarıyor:

“Ancak, bu sistemin Türkiye’ye sağladığı uzun vadeli kazanımların ikame edileceği başka bir ittifak sistemi yok. Keza hukuk ve çoğulcu demokrasi geleneği açısından da mevcut ittifakların bir alternatifi bulunmamaktadır.”

Sinan Ülgen Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yalnızlıktan kurtulması için sorunlarını mevcut ittifakları içerisinde kalarak çözmeye gayret etmesini ve dış politikasında değişikliğe gitmesini tavsiye ediyor: 

“Bu noktada, Türkiye dış politikasında izole edilmesine neden olacak şekilde üçüncü ülkelerin iç işlerine müdahale olarak algılanabilecek tercihlerden kaçınmalı, daha öncesinde olduğu gibi bölge ülkelerinin güvenini yeniden kazanacak şekilde daha gerçekçi politikalar izlemelidir. Açıkçası, Mısır ve İsrail ile ilişkileri yeniden dengeleme arayışına girmelidir. Karşımızdaki ittifakın bütünlüğünü ancak böyle bozabiliriz. Sonuçta, Türkiye’nin yeniden bölgede ittifaklar kurabilen bir ülke olması gerekmektedir.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe