Tiny Url
http://tinyurl.com/yyul6fv9
Nis 15 2019

Ceylanpınar sanıklarına beraat tescillendi

Bundan üç yıl önce Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polisin evlerinde öldürülmesi, çözüm sürecinin bitirilme gerekçesi olmuştu. İki polisin failleri olarak yargılanan sanıklara ikinci beraat kararı, Gaziantep Bölge Mahkemesi’nden çıktı.

Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği berat kararının ardından dava savcısı ve maktul ailelerinin sanıklar aleyhine Gaziantep Bölge Mahkemesi’ne yaptığı itiraz, reddedilerek beraat kararı verildi.

22 Temmuz 2015’te Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde Terörle Mücadele Şubesi polisi Feyyaz Yumuşak ve ev arkadaşı Çevik Kuvvet Şubesi polisi Okan Acar, Bahçelievler Mahallesi’ndeki evlerinde öldürüldü. Cinayetler, devlet nezdinde çözüm sürecinin bitirilmesine gerekçe olarak gösterildi.

Cinayetin ertesi günü, olayın failleri olarak polisleri öldürüldükleri iddiasıyla 13 kişi gözaltına alındı, bunların yedisi tutuklandı. Davanın dördüncü duruşmasında üç sanık tahliye edildi. Ancak sanıklardan Hasan Aydın, Hüseyin Aydın, Sedat Aydın ve Mehmet Naci Yılmaz iki defa ağırlaştırılmış müebbet istemiyle tutuklu yargılandılar.

Üç yıllık tutuklu yargılamanın ardından 1 Mart 2018’de Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla beraat ettiler ve serbest kaldılar.

Fakat davada görevlendirilen altıncı savcı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dariesi’ne sanıkların aleyhine itirazda bulundu. Yaklaşık bir yıl süren itiraz süreci sonuçlandı.

5 Nisan 2019’da Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi sanıkların lehine karar vererek, itirazı reddetti ve Urfa yerel mahkemesinin verdiği beraat kararını onadı. Mahkemenin gerekçeli kararında ise sanıkların olayla ilgili olmadığı belirtildi.

Ceylanpınar davasının dosyasında en başından itibaren, birçok çelişki vardı.

Yaklaşık iki yıl sekiz ay süren tutukluk sürresince dosyada birçok çelişki vardı. Dosyada yer alan bilgilere göre, 23 Temmuz 2015’te yani olaydan bir gün sonra, Ramazan Dağal, Hasan Aydın, Hüseyin Aydın, Abdulkadir Oral, Mehmet Naci Yılmaz ve Sedat Aydın’ın içerisinde olduğu araç trafik cezası olduğu gerekçesiyle polisler tarafından durdurulmuştu.

Araçtakiler çok bekletildikleri için İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne kendi rızaları ile gidip, kurumun bahçesinde beklediler. Bir süre sonra Ramazan Dağal ve Abdulkadir Oral sorgulanmadan evlerine gönderildiler. Fakat Sedat Aydın, Hasan Aydın ve Mehmet Naci Yılmaz Trafik Şubesi’nden, Terörle Mücadele Şubesi’ne alındılar ve öldürülen iki polisin failleri olarak sorgulandılar. Sorgunun tek gerekçesi, 155 ihbar hattına gelen isimlerinin Ali ve Zeki olduğunu söyleyen iki kişinin ihbar telefonuydu.

İhbarda, polislerin bu isimler tarafından öldürüldü söyleniyordu. Urfa Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen sanıklar, burada da günlerce sorgulanıp kötü muamele ve işkence gördüler, cinayetleri üstlenmeleri için baskı altında tutuldular. Ancak trafik cezası için emniyete kendi rızalarıyla giden gençler, polis katili oldukları suçlamasını kabul etmediler.

Tutuklu yargılanan sanıklar Şanlıurfa, Osmaniye, İzmir gibi çeşitli cezaevlerine tutuldular. Dosyaya ise dokuz ay boyunca gizlilik kararı nedeniyle erişilemedi.

Ceylanpınar davasında, toplamda 14 duruşma görüldü. Her duruşma bir önceki duruşmayı arattı. Bazı duruşmaların 10 dakika sürdüğü bile oldu. Sanıklar Ses Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldıkları duruşmalarda, kendilerini ifade ettiklerinde ise ekranların karartılmasıyla duruşmadan bertaraf edildiler.

Sanıkların tek tutuklama gerekçesi olarak gösterilen, ihbar telefonunun sahibi T.B ise, davaya katılarak sanıkların lehine ifade verdi. Adına illegal yollarla 10 ayrı telefon hattı çıkarıldığını, bu hatlardan yapılan görüşmelerin yasal olmadığını ve sanıkların hiçbirini tanımadığını söyledi. Fakat bu ifade de, sanıkların serbest kalmasını sağlamadı.

Dava süresince, delil yetersizliği gerekçesiyle mütalaa hazırlanamadı ve tam beş savcı değişti, kimi istifa etti, kimi ise davadan çekildi. Ayrıca tutuklama kararını veren hakim Nurettin Bulut’un  ‘FETÖ’ kapsamında tutuklanması, Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) dokümanlarının imha edilmesi, Ceylanpınar davasının bir diğer usulsüzlüğü olarak kayda geçti.

Davada şüpheli sıfatını taşıyan ve avukatların “soruşturulsun” dediği hiçbir şey araştırılmadı. Bunlardan biri, cinayetlerle ilgili olarak evde bulunan şüpheli parmak izleri sanıklarınkiyle eşleşmemesiydi.  Polislerin öldürüldüğü evdeki kime ait olduğu bilinmeyen 10 parmak izinden dördünün ise Ceylanpınar Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru B.K.’ye ait olduğu ortaya çıktı.

CHP ve HDP tarafından Meclis’e verilen soruşturma önergesinin,  AKP ve MHP tarafından reddedilmesi de bu aşamada gerçekleşti.

Öte yandan, davanın bir de sanıkların dışarıdaki hayatına yansıyan tarafları oldu. ‘Polis katili’ olarak etiketlenen sanıklar hayata uyum sağlamakta hala zorlanıyor. Onlardan biri olan Hasan Aydın, Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Şu anda yurtdışında olan Aydın, yaşadıklarının iki polisin ölümü diye hafife alınamayacağını, olayın devletin Kürtlere karşı derin bir planı olduğunu savunuyor:

“Derin devlet için bir veya bir kaç kurban gerekiyordu onlar biz olduk. Olayı bize bağlayarak kendi planlarını uyguladılar. Öyle bir durum yaşandı ki, devlet hem polisini hem de vatandaşını kurban edecek kadar ileri gidebildi.”

 

Aydın, araçlarının ilk durdurulduğunda yaşadıklarının dün gibi aklında olduğunu söylüyor:

“Biz aracımız ile şehir içinde seyir halinde iken polisler tarafından durdurduk. Nereden geldiğimizi sordular. Biz ise bir yakınımızın taziyesinden geliyorduk. Bir süre sonra Genel Bilgi Toplama (GBT) sorgulaması yapacakları söyleyerek, beklememiz gerektiğini belirtiler. Aracımız hacizli idi. Birkaç saat bekletildikten sonra emniyete kendi rızamızla gittik. Biz aracımızın hacizli olmasından dolayı alındığımızı sanıyorduk. Ama ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyler oluyordu.

Yine de ses çıkarmadan olayı anlamaya çalışıyorduk. Emniyetin bahçesinde rahatça oturup sonucu bekledik. O arada Emniyet’in dışına çıkıp yemek aldık çay içtik. Gece saat 12 olunca ben, Mehmet Naci Yılmaz, Sedat Aydın (amcaoğlu) gözaltına alınarak, iki polisin öldürülmeden dolayı ayrı ayrı odalara alındık. Ardından araçlara bindirilerek Urfa Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldük. Yolda psikolojik baskı, hakaret her şey vardı. TEM’e varınca çıplak arama dayatmasıyla, kaba dayak ve işkence başladı.”

Yıllarca delilsiz yargılandıklarını ve hapis kaldıklarını ifade eden Aydın, uygulanmak istenen bir senaryonun içine çekilmek istendiklerini dile getirerek, cezaevlerinde de baskının sürdüğünü söylüyor:

“Cezaevinde bize yaklaşım oldukça sert ve özel muameleydi. Bizi gören her gardiyan hakaret edip, psikolojik baskı uyguluyordu. Adeta özel talimatı yerine getirir gibi davranıyorlardı. Hastaneye ve ya duruşmalara götürüldüğümüzde, ring aracı içerisinde askerlerce hakaret ve yer, yer kaba davranışlara maruz kalıyorduk.

Cezaevinden çıktıktan sonra nerde bir kontrol noktasında polislerle veya askerlerle karşılaşsam, GBT kontrolünden geçirildikten sonra hakaret ve küfürlere maruz kalıyordum. Bu durum artık süreklileşen bir hal almıştı. Artik Türkiye’de kalamayacağımı ve can güvenliğimin olmayacağının kanaatine vardım ve yurt dışına çıktım.”

Hasan  Aydın, beraat kararını da “Gülünç, sevinemiyorum dahi” sözleriyle yorumluyor ve şu soruyu soruyor:

“Üç yıllık mağduriyetimin, ülkemden ve ailemden uzaklaşmamın hesabını kim verecek?”

Dosyada sanıkların avukatlığını yapan Eyüp Sabri Tinaş, Ahval’e kararı yorumlarken “Alınan karar ile sanıkların suç işlemediği açıkça teyit edildi” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Herkesin bildiği üzere bu dosya, barış sürecini bitiren dosya olarak Türkiye kamuoyuna mal olmuş bir dosyaydı. Bundan dolayı da alınan bu karar ile barış sürecinin boşuna baltalandığı, birileri tarafından barış sürecine müdahale edildiği ve barış sürecinin bu şekilde noktalandığı anlamı çıkıyor.”

 

“Dosyada asıl failler belli” diyen Av. Tinaş görüşlerine şu sözlerle açıklık getiriyor:

“Öldürülen polislerin evinde bulunan ve kime ait olduğu tespit edilmeyen, 10 parmak izinden dördünün başka bir polise ait olması ve daha önce alınan ifadelerde o polisin, öldürülen polislerin evine hiç gitmediğini beyan etmesi, aslında polislerin fail ya da faillerinin belli olduğunu düşündürüyor. Evde bulunan diğer altı parmak izinin ise kime ait olduğu bilinmiyor. Ortada bu delil olmasına rağmen bu kişilere kimse dokunamıyor. Bu olayı gerçekleştiren hangi güç odakları olduğunu bilmiyoruz fakat öldürülen bu polislerin faili meçhul kalması, kamuoyu vicdanını da rahatsız ediyor. Dileğim biran önce gerçek faillerin bulunup yargı karşısına çıkarılıp cezalandırılması yönünde.”