Erdoğan, Avrupa ile yeni göç krizinden ne bekliyor?

Daha önce de buradaydık. 2015-16’da olduğu gibi 10 bine yakın mülteci Türkiye-Yunanistan sınırındaydı. Hedefleri Avrupa Birliği topraklarına geçerek bir ümit Almanya, İsveç ya da Batı Avrupa’da bir yere ulaşmaktı. Yunan polisinin mülteci geri itmek için göz yaşartıcı gaz, kaba kuvvet kullanan Yunan sınır polisi çirkin görüntüler sergilemişti.

Atina, sınırı silahsız sivillerden korumak için bölgeye özel kuvvetler sevk etmişti. Avrupalı liderler kendi açılarından bu Suriyeli, Afgan ve Iraklıların Türkiye’de kalmasını istiyorlardı. Göçmen sayısında bir artış olmamasına rağmen sağcı popülist partiler kazanıyor. Türingen eyaletinde, Angela Merkel’in ustalıkla düzenlediği halef tayin etme planının çöktüğüne şahit olduk. Merkellerin ve Makronların dünyasının duyduğu korkunun AB’ye saldığı bu yeni dalga, bir seçim tahribatına sebebiyet verecek. 

Her şeyi çok iyi bilen ve düşünen Tayyip Erdoğan, iyi bir sebebi olmasa da, Avrupalı elitlerin korkusunu kendi avantajı için manipüle edebileceğini biliyor. Mültecilerin sınıra akın etmesine izin vererek aslında bir taşla birkaç kuş öldürmeyi amaçlıyor. 

Birincisi Türk toplumunun İdlib üzerindeki dikkatini dağıtmak. İkincisi, Suriye’de ortaya çıkan insani felaketten uzak durmayı tercih eden Avrupalı büyük ülkelerin desteğini almak. Üçüncüsü ve uzun dönemli olanı ise 2016’da ABD ile yapılan anlaşmayı biraz daha uzatmak ve bundan maksimum faydayı elde etmek. 

Erdoğan’ın dikkatleri İdlib’den uzaklaştırıp uzaklaştıramayacağı ya da nasıl yapacağı tartışmalı. AKP ile muhalefete mensup milletvekilleri arasında 4 Mart’ta TBMM’de yaşanan yumruklu kavga Esad rejimine karşı ilan edilmemiş savaşın halkı nasıl kutuplaştırdığı ve kutuplaştıracağını ortaya koyuyor. 

Türk Cumhurbaşkanı ikinci hedefi konusunda çok daha iyi durumda. Alman Şansölyesi Angela Merkel, İdlib bölgesinde Türkiye’nin himayesinde bir güvenlik bölgesi oluşturulması fikrini dillendirmeye başladı. Ayrıca kendisi, Macron ve Erdoğan’ın katılımıyla yapılması planlanan dörtlü zirveyi iptal ederek, Erdoğan’la ikili zirve yapmayı tercih etmesinden dolayı Putin’i suçladı. Son zamana kadar Merkel’in varisi olarak görülen Savunma Bakanı Anngret Kramp Karenbauer, Almanya’nın güvenli bölgeyi desteklediğini, bu konuda Fransa Cumhurbaşkanı ile görüştüğünü söyledi.

ABD’nin Suriye Temsilcisi James Jeffrey ve Washington’ın BM büyükelçisi Kelly Craft’ın İdlib’e beklenmedik ziyareti ile birleştiğinde Avrupalı hükümetlerin Suriye’ye olan ilgilerini yenilemeleri Erdoğan için bir kazançtır. Şüphesiz Putin’le gerçekleştirdiği zirvede Batı’nın desteğini pazarlıkta koz olarak kullanmıştır. 

Her zamanki gibi şeytan detaylarda gizlidir. Şüphesiz Avrupalı liderler de Erdoğan gibi İdlib’de köşeye sıkışmış üç milyon Suriyelinin bulundukları yerde kalmasını istiyor. Fakat kilit soruların cevapları yok. Almanya, Fransa ve AB’nin geri kalanı faturayı ödemeye hazır mı? Macron ve Merkel varsayılan güvenlik bölgesi konusunda Putin’den bir taahhüt alabilir mi?

Rus lider, Suriye topraklarının her karışını geri almaya kendisini adamış Esad’a bunu kabul ettirebilir mi? İnsani yardımların yönetilmesi ve bölgedeki muhtemel bir yeniden inşa için Türkiye’nin rolü ne olacak? Putin ve Erdoğan ateşkes konusunda anlaşsalar ve devam etseler bile, diplomasi alanında ileri geri gitmeler olabilir. AB dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisi Josep Borrell ve kriz yönetimi komiseri Janez Lenarcic’in iki günlük Ankara ziyareti sadece bir başlangıç.

Türkiye’nin üçüncü hedefi AB bağlarıyla ilgilidir. 2016’daki mülteci anlaşması Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerin önemli bir köşe taşını teşkil ediyordu ancak daha önemlisi Gümrük Birliği çabalarının yenilenmesi ve savsaklanan üyelik müzakerelerinin başlatılmasıydı. Marc Pierrini’nin tweetinde belirttiği gibi AB tarafından Suriyeli mültecilere verilmesi taahhüt edilen altı milyar Euro’nun 4,7 milyar Euro’su için anlaşma imzalandı ve 3.2 milyar Euro’su da ödendi.

Erdoğan’ın mülteciler için kırk milyar Euro harcamalarına rağmen bu paralardan hiç almadıkları yönündeki açıklamaları doğru değildir. Fakat Avrupalıları ikiyüzlü olarak adlandırma ve üç milyon 600 bin Suriyeli’nin Avrupa’ya gitmesine izin vermekle tehdit etmeyi seven Erdoğan 2016 anlaşmasının muhtemelen yenilenmesini istiyor.

Yine savaş küçük bir meblağ üzerinde yaşanacak. Erdoğan’ın istediği AB’nin bu paraları Türkiye’nin merkezi hükümet bütçesine yatırması. Erdoğan bu paraların dilimler halinde, hükümet temsilcileriyle anlaşmalar, raporlamalar halinde verilmesini ve Brüksel tarafından kontrol edilmesini istemiyor. Ankara Avrupa’nın bu parasını nasıl harcadığına tamamen kendisi karar vermek istiyor. AB sisteminin nasıl çalıştığını, özellikle finansman kurallarının ne kadar katı olduğunu bilen Türk hükümeti, baskı gücünün sınırsız olmadığını farkedecektir. Erdoğan’ın Avrupa’dan istediği desteği alma şansı var, fakat bu desteği illa da istediği şartlarda alması gerekmiyor. Onun istediği fiyat, Türk medyasının yanı sıra Batı medyasının da müsabakayı onun kazandığını ilan etmesi. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.